Wednesday, June 30, 2004
Yeni Bir Site
Bugun, Shahika'nin webloguna bakarken verdigi linklerden birine girdim de cok hosuma gitti, sizinle de paylasayim o siteyi dedim. Site'nin adi BookCrossing. Acayip yararli bir site, herkese tavsiye ederim. Ne kadar cok kisi uye olursa o kadar iyi!
Sitenin icerigi kisaca soyle: Mesela ben bugun Istanbul'da Akmerkez'e bir kitap birakiyorum ve bunu siteden duyuruyorum. O bolgeye yakin olan kisiler de kitabi arayip (book hunting) bulmaya calisiyorlar. Eger bulunursa da yine bulan kisi siteye girip buldugunu bildiriyor ki o kitap hunt list'ten cikarilsin. Daha sonra bu kisi kitabi okuyup tekrar baska bir yere birakiyor ve yine baska biri onu bulup okuyup baska bir yere birakiyor vs. Benim inanilmaz hosuma gitti ve hemen acaba Magdeburg'da su anda disarida olan kitap var midir diye baktim da su an icin 17 tane varmis bile! Hatta 5 tanesinin birakildigi yere ben dün gitmistim! Bilseydim, etrafima daha iyi bakardim :) Ilgilenlere duyurulur. Istanbul'da da su an 4 tane var. Hatta biri Bogazici Orta Kantin'in onunde!!! Hadi ava cikalim :)
Yari Final
Engin az once NP'den nevalemizi aldi, aksamki maca hazirlaniyoruz :) Birazdan yukari cikicam, beraber Hollanda-Portekiz macini izleyecegiz. Gecen gunku Ingiltere-Portekiz maci gibi cekismeli olur da umarim, ben de eglenirim :)
Gurultu Esliginde Ders
Beni bilen bilir, gurultude hayatta ders calisamam. Hatta robertteyken, lise 3teydim galiba, kutuphanede oss osy icin deneme sinavlarini cozuyorum ust katta. Birden, bol gurultulu bir konusma baslamisti da, uyarilarima ragmen sesini kismayinca tartismistik o gun o cocukla. Gerci o cocuk sonra en sevdigim arkadaslarimdan biri oldu, o ayri :)
Neyse, bugun de tezimin artik draftini yazmak icin oturmustum ki bilgisayarin basina, yarim saat sonra acayip bir gurultu basladi ve hala da devam ediyor. Ben de butun gun kafayi yedim tabii, konsantrasyon sifir! Offff :( Kampusun arka tarafindaki alanda bir eglence duzenleniyor sanirim bugun. Bir yandan futbol karsilasmalari var, diegr yandan da muzik caliyor surekli. Hadi bunlar birsey degil de ya o tezahuratlar, alkis ve cigliklar yok mu?! Asil onlar beni cildirtti.
Iki hafta sonra tezimin presentasyonu var ama ben daha bir gidim yol alabildim bu kadar kisa zamanda dogal olarak. Bu aralar buna acayip kafayi takmis durumdayim. Hatta kaniti olarak da taptaze, firindan sicacik, yeni sivilcemi cikardim bugun. Vatana millete hayirli ugurlu olsun.
Bel Agrisi
Belim yine kotulesti. Biraz fazla ayakta dikilip kaldim mi basliyor zaten agrimaya. Alt tarafi yarim saattir utu yapiyorum ama agridan cildiracagim. Sonunda dayanamayip doktora gitmek zorunda kalacagim sanirim burda. Gerci demin doktoru aradik, biri calismiyor, digeri de 16 Agustos'a randevu verdi. Insaf!! Adamlar o kadar az ve kisitli saatlerde calisiyorlar ki 1.5 ay sonrasina bos yeri varmis ancak. Sanirim sonunda mecburen muayenehaneye gidip orada doktorun bos anini yakalayip girecegim. Baska caresi yok gibi gorunuyor.
Tuesday, June 29, 2004
Hava
Sanirim yavas yavas havalarla kafayi bozmaya basladim. Gecenlerde Engin'le merak edip sitemde hava kelimesini aradik da deli gibi sonuc cikti. Surekli havayla ilgili birseyler yazip cizmisim. Ama yazilmayacak gibi degil ki! Siz orda sicaktan kavrulurken ben burada do-nu-yo-rum. Bu sene Almanya'da yaz olmayacak sanirim ve ben de bu gidisle bu sene yaz mevsimini yasayamadan tekrar sonbahara gecicem,off :(
Camasir
Camasir yikamanin beni bu kadar mutlu edecegine dunyada inanmazdim ama insan demek ne hallere dusuyor :) Bizim yurtta 2 camasir makinesi, 2 de kurutucu var. Ama gecen haftadan beri camasir makinelerden biri bozuk, o yuzden geri kalan bir tanenin bos anini kollamak gerekiyor surekli. Bu sabaha kadar pek basarili olamamistim bu konuda.
Benim oturdugum binada yaklasik her katta 60 daire olsa, toplam 6 kat yani 360 daire eder ki (matematik yildizli bes :P) bu da tabii anormal bir camasir kuyruguna yol acar eninde sonunda. Dun aksamustu bi ara gittigimde bir kizin camasirlari almasina 10 dakika falan kalmisti, ben de beklemeye basladim ki bir an once o ciksin ben yikayayim diye... Ama 10 dakika sonra yurttan tanidigim bir cocuk gelip ben senden once gelip bakmistim o yuzden benim siram bu aslinda falan dedi. Neyse ki iyi tarafima denk geldi de sirami ona verdim yoksa dedigi pek dogru degil bence. Sonucta gelip makineye daha once bakmis olmasi birsey ifade etmez, onemli olan makinenin isi bittiginde orada kimin bekliyor oldugu.
Ama sonucta ben bu sabah ucuncu denememde basarili oldum veee camasirlarimi yikayabildim :)
Monday, June 28, 2004
Schokoladenmuseum
Ucuncu ve son gunumuzde ise sabah Cikolata Muzesi'ni gezmeye gittik. Adi bile cok guzel geliyor degil mi :) Orada cikolatanin tohum asamasindan paketlenme asamasina kadar nasil geldigini vs. gorduk, ilgincti.
Bir de muzeyi gezerken iki ayna vardi yanyana. Once, ilkinin onune gidip durdum, incecki gosteren bir ayna, yaninda da "schokolade macht schöner" yaziyor yani "cikolata guzellestirir". Once mutlu oluyorsun, hosuna gidiyor. Ama sonra yanindaki diger aynanin karsisina gecince aci gercekle yuzyuze geliyorsun :) Cunku o ayna da tam tersine acayip sisman yapiyor ve uzerinde de "schokolade macht dick" yani "cikolata sismanlatir" yaziyor . Iste size benim sismanlamis halim :)

Köln+Bonn Gezisi
Dun aksam 21:00 sularinda Köln'den donduk ve ben de bugun hemen arayi kapatmak icin oturdum bilgisayarin basina yaziyorum, blogumu. Genel olarak hersey cok guzeldi, hem ucuz hem de eglenceli bir haftasonu tatili oldu benim icin. Magdeburg'dan sonra Köln gibi buyuk sehirlere gidince gozum gonlum aciliyor, mutlu olup geri donuyorum. Gerci eskiden depresyona girip geri donerdim ama artik o safhalari atlattim. Niye depresyona girerdin diyenleriniz icin soyle bir ornek vereyim. Magdeburg'u Eskisehir gibi, Köln'u de Istanbul gibi dusunun. Sanirim simdi anladiniz sebebini :)
Hazir Koln'e gitmisken yarim saat uzaklikta olan Bonn'a da gittim ben o gruptan birkac arkadasimla beraber. Orasi da cok sekerdi. Aslinda her ikisi de bekledigimden kucuk geldi ama capcanli sehirler ve de kesinlikle insanlari burdakilerden daha sicak. Dogu Bati farki olsa gerek.
Köln'de Dom'un onundeki meydan hep capcanli. Gunun hemen hemen her saatinde bir gosteriye rastlamak mumkun. Bir keresinde zenci bir grup parandeler atipdegisik figurler yapiyorlardi, bir keresinde de bir adam yaklasik 2-3 sise 1.5 litrelik sulari ictikten ve karni gozle gorulur sekilde sistikten sonra bir sekilde(!) agzindan tazzikli bir sekilde o sulari fiskirtiyordu. Bu son gosteriyi izlemek lazim, inanilacak gibi degil, bir yerde mutlaka hile vardir diyorsunuz ama bir yandan da adam tshirtunu kaldirip icinde hicbir mekanizma vs. olmadigini gosterince sasirip kaliyorsunuz.
Ilk gun rehberle beraber bir sehir turu attik aksam da Köln'un meshur birasi Kölsch'u icmeye Rhein kenarina gittik.
Ikinci gun sabah yine ayni rehber esliginde once Dom'u gezdik
sonra da isteyen Dom'un 507 merdivenini tirmanarak sehre tepeden bakti ki ben de o isteyenlerin arasindaydim. Dom tam 157 metre uzunlugunda ve sehrin sembolu niteliginde. O yuzden Köln sinirlari icerisinde ondan daha yuksek bina yapmak yasak!
Ayni gun ogleden sonra da tekne gezisine ciktik Ren nehrinde, hava guzel oldugu icin de gezi keyifliydi. Bu arada kiyida da insanlar cirilciplak guneslenip bize el salliyorlardi, o da gezinin ayri bir dumura ugratan kismiydi. Rahatlik da bir yere kadar.
Biz hazir Köln'e gelmisken yarim saat uzakliktaki Bonn'a da gidelim dedik, cok da iyi yapmisiz. Orasi da cok hareketliydi fakat biz gittigimizde Cumartesi saat 16:30 civari oldugu icin turist burosu kapaliydi ve harita vs. gibi seyler alamadik, o yuzden kafamiza gore genelde merkezde olan yerleri gezdik. Bonn'da da universiteye hayran kaldim. Ben boyle bir kampus daha once hic gormemistim, orada okuyanlar kesinlikle sansli! Fakultenin onunde yaklasik 3 futbol sahasi buyuklugunde hic kesintisiz cim bir alan var, goruntu sahaneydi!
Thursday, June 24, 2004
Alman Futbol Taraftarlari
Dun aksam hem burdan bir arkadasimizi (Orhan) son kez biraraya gelip ugurlamak hem de hep beraber birseyler yapmak icin Alex'e gittik. (Almanya'daki bir cafe zinciri) Tesadufen dun aksam da Almanya-Cek maci varmis. Kafeye dev ekran kurmuslar, bir suru insan da karsina kurulmus biralarini yudumlayarak mac keyfi yapiyorlar. Ama isin ilginc yani, maci izleyen Alman futbol taraftarlarinin tepkisizligiydi. Adamlar gol attilar ayip olamsin diye birkac kisi kendi arasinda sesizce konustu, tebrik edildi vs. :) Halbuki biz olsak o cafenin altini ustune getirirdik oyle degil mi?! Tezahuratlar ya da satasmalar havada ucusurdu. Ben de suphelendim acaba bunlarin hepsi Cek de o yuzden mi Almanya gol atinca sevinmiyor dedim ama yok o da degilmis :) Sonucta maci 2-1 kaybettiler ama asil eglenen bizim arkadaslar oldu. Gorseniz hepsi sanki koyu bir Alman fanatigi :) Gol kacinca cildirip sac bas yolanlar mi dersiniz yoksa oturdugu yerden ayaga firlayan mi, ne ararsaniz vardi :) Ben mi?! Ben, dun mac yerine bizimkileri izleyip eglendim :)
Daraldim...
Offf haberlere bir bakayim dedim ama pisman oldum keske hic bakmasaydim, icim iyice karardi. Istanbul'da ve Ankara'da yine bombalar patlamis, yaralilar, ölüler :( Sonra yine Istanbul'da 3.2 siddetinde deprem olmus. Felaketler silsilesi gibi...
Bas Agrisi
Offf, su migren denilen bela dogustan midir, kalitsal midir yoksa sonradan da ortaya cikabilir mi?? Simdi internetten bunu arastirmaya baslasam hic de fena olmaz cunku son 1 haftadir surekli ve siddetli bas agrilari cekiyorum hem de oyle boyle degil. Artik tek bir ilac da kesmiyor :( Agri, ense kokumden (sogancik olsa gerek) baslayip beynimin icine bicak gibi saplanip kaliyor, ondan sonra kivran saatlerce,offf :( Neyse ki simdi daha iyiyim...
Köln Gezisi
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Sitenin icerigi kisaca soyle: Mesela ben bugun Istanbul'da Akmerkez'e bir kitap birakiyorum ve bunu siteden duyuruyorum. O bolgeye yakin olan kisiler de kitabi arayip (book hunting) bulmaya calisiyorlar. Eger bulunursa da yine bulan kisi siteye girip buldugunu bildiriyor ki o kitap hunt list'ten cikarilsin. Daha sonra bu kisi kitabi okuyup tekrar baska bir yere birakiyor ve yine baska biri onu bulup okuyup baska bir yere birakiyor vs. Benim inanilmaz hosuma gitti ve hemen acaba Magdeburg'da su anda disarida olan kitap var midir diye baktim da su an icin 17 tane varmis bile! Hatta 5 tanesinin birakildigi yere ben dün gitmistim! Bilseydim, etrafima daha iyi bakardim :) Ilgilenlere duyurulur. Istanbul'da da su an 4 tane var. Hatta biri Bogazici Orta Kantin'in onunde!!! Hadi ava cikalim :)
Engin az once NP'den nevalemizi aldi, aksamki maca hazirlaniyoruz :) Birazdan yukari cikicam, beraber Hollanda-Portekiz macini izleyecegiz. Gecen gunku Ingiltere-Portekiz maci gibi cekismeli olur da umarim, ben de eglenirim :)
Gurultu Esliginde Ders
Beni bilen bilir, gurultude hayatta ders calisamam. Hatta robertteyken, lise 3teydim galiba, kutuphanede oss osy icin deneme sinavlarini cozuyorum ust katta. Birden, bol gurultulu bir konusma baslamisti da, uyarilarima ragmen sesini kismayinca tartismistik o gun o cocukla. Gerci o cocuk sonra en sevdigim arkadaslarimdan biri oldu, o ayri :)
Neyse, bugun de tezimin artik draftini yazmak icin oturmustum ki bilgisayarin basina, yarim saat sonra acayip bir gurultu basladi ve hala da devam ediyor. Ben de butun gun kafayi yedim tabii, konsantrasyon sifir! Offff :( Kampusun arka tarafindaki alanda bir eglence duzenleniyor sanirim bugun. Bir yandan futbol karsilasmalari var, diegr yandan da muzik caliyor surekli. Hadi bunlar birsey degil de ya o tezahuratlar, alkis ve cigliklar yok mu?! Asil onlar beni cildirtti.
Iki hafta sonra tezimin presentasyonu var ama ben daha bir gidim yol alabildim bu kadar kisa zamanda dogal olarak. Bu aralar buna acayip kafayi takmis durumdayim. Hatta kaniti olarak da taptaze, firindan sicacik, yeni sivilcemi cikardim bugun. Vatana millete hayirli ugurlu olsun.
Bel Agrisi
Belim yine kotulesti. Biraz fazla ayakta dikilip kaldim mi basliyor zaten agrimaya. Alt tarafi yarim saattir utu yapiyorum ama agridan cildiracagim. Sonunda dayanamayip doktora gitmek zorunda kalacagim sanirim burda. Gerci demin doktoru aradik, biri calismiyor, digeri de 16 Agustos'a randevu verdi. Insaf!! Adamlar o kadar az ve kisitli saatlerde calisiyorlar ki 1.5 ay sonrasina bos yeri varmis ancak. Sanirim sonunda mecburen muayenehaneye gidip orada doktorun bos anini yakalayip girecegim. Baska caresi yok gibi gorunuyor.
Tuesday, June 29, 2004
Hava
Sanirim yavas yavas havalarla kafayi bozmaya basladim. Gecenlerde Engin'le merak edip sitemde hava kelimesini aradik da deli gibi sonuc cikti. Surekli havayla ilgili birseyler yazip cizmisim. Ama yazilmayacak gibi degil ki! Siz orda sicaktan kavrulurken ben burada do-nu-yo-rum. Bu sene Almanya'da yaz olmayacak sanirim ve ben de bu gidisle bu sene yaz mevsimini yasayamadan tekrar sonbahara gecicem,off :(
Camasir
Camasir yikamanin beni bu kadar mutlu edecegine dunyada inanmazdim ama insan demek ne hallere dusuyor :) Bizim yurtta 2 camasir makinesi, 2 de kurutucu var. Ama gecen haftadan beri camasir makinelerden biri bozuk, o yuzden geri kalan bir tanenin bos anini kollamak gerekiyor surekli. Bu sabaha kadar pek basarili olamamistim bu konuda.
Benim oturdugum binada yaklasik her katta 60 daire olsa, toplam 6 kat yani 360 daire eder ki (matematik yildizli bes :P) bu da tabii anormal bir camasir kuyruguna yol acar eninde sonunda. Dun aksamustu bi ara gittigimde bir kizin camasirlari almasina 10 dakika falan kalmisti, ben de beklemeye basladim ki bir an once o ciksin ben yikayayim diye... Ama 10 dakika sonra yurttan tanidigim bir cocuk gelip ben senden once gelip bakmistim o yuzden benim siram bu aslinda falan dedi. Neyse ki iyi tarafima denk geldi de sirami ona verdim yoksa dedigi pek dogru degil bence. Sonucta gelip makineye daha once bakmis olmasi birsey ifade etmez, onemli olan makinenin isi bittiginde orada kimin bekliyor oldugu.
Ama sonucta ben bu sabah ucuncu denememde basarili oldum veee camasirlarimi yikayabildim :)
Monday, June 28, 2004
Schokoladenmuseum
Ucuncu ve son gunumuzde ise sabah Cikolata Muzesi'ni gezmeye gittik. Adi bile cok guzel geliyor degil mi :) Orada cikolatanin tohum asamasindan paketlenme asamasina kadar nasil geldigini vs. gorduk, ilgincti.
Bir de muzeyi gezerken iki ayna vardi yanyana. Once, ilkinin onune gidip durdum, incecki gosteren bir ayna, yaninda da "schokolade macht schöner" yaziyor yani "cikolata guzellestirir". Once mutlu oluyorsun, hosuna gidiyor. Ama sonra yanindaki diger aynanin karsisina gecince aci gercekle yuzyuze geliyorsun :) Cunku o ayna da tam tersine acayip sisman yapiyor ve uzerinde de "schokolade macht dick" yani "cikolata sismanlatir" yaziyor . Iste size benim sismanlamis halim :)

Köln+Bonn Gezisi
Dun aksam 21:00 sularinda Köln'den donduk ve ben de bugun hemen arayi kapatmak icin oturdum bilgisayarin basina yaziyorum, blogumu. Genel olarak hersey cok guzeldi, hem ucuz hem de eglenceli bir haftasonu tatili oldu benim icin. Magdeburg'dan sonra Köln gibi buyuk sehirlere gidince gozum gonlum aciliyor, mutlu olup geri donuyorum. Gerci eskiden depresyona girip geri donerdim ama artik o safhalari atlattim. Niye depresyona girerdin diyenleriniz icin soyle bir ornek vereyim. Magdeburg'u Eskisehir gibi, Köln'u de Istanbul gibi dusunun. Sanirim simdi anladiniz sebebini :)
Hazir Koln'e gitmisken yarim saat uzaklikta olan Bonn'a da gittim ben o gruptan birkac arkadasimla beraber. Orasi da cok sekerdi. Aslinda her ikisi de bekledigimden kucuk geldi ama capcanli sehirler ve de kesinlikle insanlari burdakilerden daha sicak. Dogu Bati farki olsa gerek.
Köln'de Dom'un onundeki meydan hep capcanli. Gunun hemen hemen her saatinde bir gosteriye rastlamak mumkun. Bir keresinde zenci bir grup parandeler atipdegisik figurler yapiyorlardi, bir keresinde de bir adam yaklasik 2-3 sise 1.5 litrelik sulari ictikten ve karni gozle gorulur sekilde sistikten sonra bir sekilde(!) agzindan tazzikli bir sekilde o sulari fiskirtiyordu. Bu son gosteriyi izlemek lazim, inanilacak gibi degil, bir yerde mutlaka hile vardir diyorsunuz ama bir yandan da adam tshirtunu kaldirip icinde hicbir mekanizma vs. olmadigini gosterince sasirip kaliyorsunuz.
Ilk gun rehberle beraber bir sehir turu attik aksam da Köln'un meshur birasi Kölsch'u icmeye Rhein kenarina gittik.
Ikinci gun sabah yine ayni rehber esliginde once Dom'u gezdik
sonra da isteyen Dom'un 507 merdivenini tirmanarak sehre tepeden bakti ki ben de o isteyenlerin arasindaydim. Dom tam 157 metre uzunlugunda ve sehrin sembolu niteliginde. O yuzden Köln sinirlari icerisinde ondan daha yuksek bina yapmak yasak!
Ayni gun ogleden sonra da tekne gezisine ciktik Ren nehrinde, hava guzel oldugu icin de gezi keyifliydi. Bu arada kiyida da insanlar cirilciplak guneslenip bize el salliyorlardi, o da gezinin ayri bir dumura ugratan kismiydi. Rahatlik da bir yere kadar.
Biz hazir Köln'e gelmisken yarim saat uzakliktaki Bonn'a da gidelim dedik, cok da iyi yapmisiz. Orasi da cok hareketliydi fakat biz gittigimizde Cumartesi saat 16:30 civari oldugu icin turist burosu kapaliydi ve harita vs. gibi seyler alamadik, o yuzden kafamiza gore genelde merkezde olan yerleri gezdik. Bonn'da da universiteye hayran kaldim. Ben boyle bir kampus daha once hic gormemistim, orada okuyanlar kesinlikle sansli! Fakultenin onunde yaklasik 3 futbol sahasi buyuklugunde hic kesintisiz cim bir alan var, goruntu sahaneydi!
Thursday, June 24, 2004
Alman Futbol Taraftarlari
Dun aksam hem burdan bir arkadasimizi (Orhan) son kez biraraya gelip ugurlamak hem de hep beraber birseyler yapmak icin Alex'e gittik. (Almanya'daki bir cafe zinciri) Tesadufen dun aksam da Almanya-Cek maci varmis. Kafeye dev ekran kurmuslar, bir suru insan da karsina kurulmus biralarini yudumlayarak mac keyfi yapiyorlar. Ama isin ilginc yani, maci izleyen Alman futbol taraftarlarinin tepkisizligiydi. Adamlar gol attilar ayip olamsin diye birkac kisi kendi arasinda sesizce konustu, tebrik edildi vs. :) Halbuki biz olsak o cafenin altini ustune getirirdik oyle degil mi?! Tezahuratlar ya da satasmalar havada ucusurdu. Ben de suphelendim acaba bunlarin hepsi Cek de o yuzden mi Almanya gol atinca sevinmiyor dedim ama yok o da degilmis :) Sonucta maci 2-1 kaybettiler ama asil eglenen bizim arkadaslar oldu. Gorseniz hepsi sanki koyu bir Alman fanatigi :) Gol kacinca cildirip sac bas yolanlar mi dersiniz yoksa oturdugu yerden ayaga firlayan mi, ne ararsaniz vardi :) Ben mi?! Ben, dun mac yerine bizimkileri izleyip eglendim :)
Daraldim...
Offf haberlere bir bakayim dedim ama pisman oldum keske hic bakmasaydim, icim iyice karardi. Istanbul'da ve Ankara'da yine bombalar patlamis, yaralilar, ölüler :( Sonra yine Istanbul'da 3.2 siddetinde deprem olmus. Felaketler silsilesi gibi...
Bas Agrisi
Offf, su migren denilen bela dogustan midir, kalitsal midir yoksa sonradan da ortaya cikabilir mi?? Simdi internetten bunu arastirmaya baslasam hic de fena olmaz cunku son 1 haftadir surekli ve siddetli bas agrilari cekiyorum hem de oyle boyle degil. Artik tek bir ilac da kesmiyor :( Agri, ense kokumden (sogancik olsa gerek) baslayip beynimin icine bicak gibi saplanip kaliyor, ondan sonra kivran saatlerce,offf :( Neyse ki simdi daha iyiyim...
Köln Gezisi
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Neyse, bugun de tezimin artik draftini yazmak icin oturmustum ki bilgisayarin basina, yarim saat sonra acayip bir gurultu basladi ve hala da devam ediyor. Ben de butun gun kafayi yedim tabii, konsantrasyon sifir! Offff :( Kampusun arka tarafindaki alanda bir eglence duzenleniyor sanirim bugun. Bir yandan futbol karsilasmalari var, diegr yandan da muzik caliyor surekli. Hadi bunlar birsey degil de ya o tezahuratlar, alkis ve cigliklar yok mu?! Asil onlar beni cildirtti.
Iki hafta sonra tezimin presentasyonu var ama ben daha bir gidim yol alabildim bu kadar kisa zamanda dogal olarak. Bu aralar buna acayip kafayi takmis durumdayim. Hatta kaniti olarak da taptaze, firindan sicacik, yeni sivilcemi cikardim bugun. Vatana millete hayirli ugurlu olsun.
Belim yine kotulesti. Biraz fazla ayakta dikilip kaldim mi basliyor zaten agrimaya. Alt tarafi yarim saattir utu yapiyorum ama agridan cildiracagim. Sonunda dayanamayip doktora gitmek zorunda kalacagim sanirim burda. Gerci demin doktoru aradik, biri calismiyor, digeri de 16 Agustos'a randevu verdi. Insaf!! Adamlar o kadar az ve kisitli saatlerde calisiyorlar ki 1.5 ay sonrasina bos yeri varmis ancak. Sanirim sonunda mecburen muayenehaneye gidip orada doktorun bos anini yakalayip girecegim. Baska caresi yok gibi gorunuyor.
Tuesday, June 29, 2004
Hava
Sanirim yavas yavas havalarla kafayi bozmaya basladim. Gecenlerde Engin'le merak edip sitemde hava kelimesini aradik da deli gibi sonuc cikti. Surekli havayla ilgili birseyler yazip cizmisim. Ama yazilmayacak gibi degil ki! Siz orda sicaktan kavrulurken ben burada do-nu-yo-rum. Bu sene Almanya'da yaz olmayacak sanirim ve ben de bu gidisle bu sene yaz mevsimini yasayamadan tekrar sonbahara gecicem,off :(
Camasir
Camasir yikamanin beni bu kadar mutlu edecegine dunyada inanmazdim ama insan demek ne hallere dusuyor :) Bizim yurtta 2 camasir makinesi, 2 de kurutucu var. Ama gecen haftadan beri camasir makinelerden biri bozuk, o yuzden geri kalan bir tanenin bos anini kollamak gerekiyor surekli. Bu sabaha kadar pek basarili olamamistim bu konuda.
Benim oturdugum binada yaklasik her katta 60 daire olsa, toplam 6 kat yani 360 daire eder ki (matematik yildizli bes :P) bu da tabii anormal bir camasir kuyruguna yol acar eninde sonunda. Dun aksamustu bi ara gittigimde bir kizin camasirlari almasina 10 dakika falan kalmisti, ben de beklemeye basladim ki bir an once o ciksin ben yikayayim diye... Ama 10 dakika sonra yurttan tanidigim bir cocuk gelip ben senden once gelip bakmistim o yuzden benim siram bu aslinda falan dedi. Neyse ki iyi tarafima denk geldi de sirami ona verdim yoksa dedigi pek dogru degil bence. Sonucta gelip makineye daha once bakmis olmasi birsey ifade etmez, onemli olan makinenin isi bittiginde orada kimin bekliyor oldugu.
Ama sonucta ben bu sabah ucuncu denememde basarili oldum veee camasirlarimi yikayabildim :)
Monday, June 28, 2004
Schokoladenmuseum
Ucuncu ve son gunumuzde ise sabah Cikolata Muzesi'ni gezmeye gittik. Adi bile cok guzel geliyor degil mi :) Orada cikolatanin tohum asamasindan paketlenme asamasina kadar nasil geldigini vs. gorduk, ilgincti.
Bir de muzeyi gezerken iki ayna vardi yanyana. Once, ilkinin onune gidip durdum, incecki gosteren bir ayna, yaninda da "schokolade macht schöner" yaziyor yani "cikolata guzellestirir". Once mutlu oluyorsun, hosuna gidiyor. Ama sonra yanindaki diger aynanin karsisina gecince aci gercekle yuzyuze geliyorsun :) Cunku o ayna da tam tersine acayip sisman yapiyor ve uzerinde de "schokolade macht dick" yani "cikolata sismanlatir" yaziyor . Iste size benim sismanlamis halim :)

Köln+Bonn Gezisi
Dun aksam 21:00 sularinda Köln'den donduk ve ben de bugun hemen arayi kapatmak icin oturdum bilgisayarin basina yaziyorum, blogumu. Genel olarak hersey cok guzeldi, hem ucuz hem de eglenceli bir haftasonu tatili oldu benim icin. Magdeburg'dan sonra Köln gibi buyuk sehirlere gidince gozum gonlum aciliyor, mutlu olup geri donuyorum. Gerci eskiden depresyona girip geri donerdim ama artik o safhalari atlattim. Niye depresyona girerdin diyenleriniz icin soyle bir ornek vereyim. Magdeburg'u Eskisehir gibi, Köln'u de Istanbul gibi dusunun. Sanirim simdi anladiniz sebebini :)
Hazir Koln'e gitmisken yarim saat uzaklikta olan Bonn'a da gittim ben o gruptan birkac arkadasimla beraber. Orasi da cok sekerdi. Aslinda her ikisi de bekledigimden kucuk geldi ama capcanli sehirler ve de kesinlikle insanlari burdakilerden daha sicak. Dogu Bati farki olsa gerek.
Köln'de Dom'un onundeki meydan hep capcanli. Gunun hemen hemen her saatinde bir gosteriye rastlamak mumkun. Bir keresinde zenci bir grup parandeler atipdegisik figurler yapiyorlardi, bir keresinde de bir adam yaklasik 2-3 sise 1.5 litrelik sulari ictikten ve karni gozle gorulur sekilde sistikten sonra bir sekilde(!) agzindan tazzikli bir sekilde o sulari fiskirtiyordu. Bu son gosteriyi izlemek lazim, inanilacak gibi degil, bir yerde mutlaka hile vardir diyorsunuz ama bir yandan da adam tshirtunu kaldirip icinde hicbir mekanizma vs. olmadigini gosterince sasirip kaliyorsunuz.
Ilk gun rehberle beraber bir sehir turu attik aksam da Köln'un meshur birasi Kölsch'u icmeye Rhein kenarina gittik.
Ikinci gun sabah yine ayni rehber esliginde once Dom'u gezdik
sonra da isteyen Dom'un 507 merdivenini tirmanarak sehre tepeden bakti ki ben de o isteyenlerin arasindaydim. Dom tam 157 metre uzunlugunda ve sehrin sembolu niteliginde. O yuzden Köln sinirlari icerisinde ondan daha yuksek bina yapmak yasak!
Ayni gun ogleden sonra da tekne gezisine ciktik Ren nehrinde, hava guzel oldugu icin de gezi keyifliydi. Bu arada kiyida da insanlar cirilciplak guneslenip bize el salliyorlardi, o da gezinin ayri bir dumura ugratan kismiydi. Rahatlik da bir yere kadar.
Biz hazir Köln'e gelmisken yarim saat uzakliktaki Bonn'a da gidelim dedik, cok da iyi yapmisiz. Orasi da cok hareketliydi fakat biz gittigimizde Cumartesi saat 16:30 civari oldugu icin turist burosu kapaliydi ve harita vs. gibi seyler alamadik, o yuzden kafamiza gore genelde merkezde olan yerleri gezdik. Bonn'da da universiteye hayran kaldim. Ben boyle bir kampus daha once hic gormemistim, orada okuyanlar kesinlikle sansli! Fakultenin onunde yaklasik 3 futbol sahasi buyuklugunde hic kesintisiz cim bir alan var, goruntu sahaneydi!
Thursday, June 24, 2004
Alman Futbol Taraftarlari
Dun aksam hem burdan bir arkadasimizi (Orhan) son kez biraraya gelip ugurlamak hem de hep beraber birseyler yapmak icin Alex'e gittik. (Almanya'daki bir cafe zinciri) Tesadufen dun aksam da Almanya-Cek maci varmis. Kafeye dev ekran kurmuslar, bir suru insan da karsina kurulmus biralarini yudumlayarak mac keyfi yapiyorlar. Ama isin ilginc yani, maci izleyen Alman futbol taraftarlarinin tepkisizligiydi. Adamlar gol attilar ayip olamsin diye birkac kisi kendi arasinda sesizce konustu, tebrik edildi vs. :) Halbuki biz olsak o cafenin altini ustune getirirdik oyle degil mi?! Tezahuratlar ya da satasmalar havada ucusurdu. Ben de suphelendim acaba bunlarin hepsi Cek de o yuzden mi Almanya gol atinca sevinmiyor dedim ama yok o da degilmis :) Sonucta maci 2-1 kaybettiler ama asil eglenen bizim arkadaslar oldu. Gorseniz hepsi sanki koyu bir Alman fanatigi :) Gol kacinca cildirip sac bas yolanlar mi dersiniz yoksa oturdugu yerden ayaga firlayan mi, ne ararsaniz vardi :) Ben mi?! Ben, dun mac yerine bizimkileri izleyip eglendim :)
Daraldim...
Offf haberlere bir bakayim dedim ama pisman oldum keske hic bakmasaydim, icim iyice karardi. Istanbul'da ve Ankara'da yine bombalar patlamis, yaralilar, ölüler :( Sonra yine Istanbul'da 3.2 siddetinde deprem olmus. Felaketler silsilesi gibi...
Bas Agrisi
Offf, su migren denilen bela dogustan midir, kalitsal midir yoksa sonradan da ortaya cikabilir mi?? Simdi internetten bunu arastirmaya baslasam hic de fena olmaz cunku son 1 haftadir surekli ve siddetli bas agrilari cekiyorum hem de oyle boyle degil. Artik tek bir ilac da kesmiyor :( Agri, ense kokumden (sogancik olsa gerek) baslayip beynimin icine bicak gibi saplanip kaliyor, ondan sonra kivran saatlerce,offf :( Neyse ki simdi daha iyiyim...
Köln Gezisi
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Camasir yikamanin beni bu kadar mutlu edecegine dunyada inanmazdim ama insan demek ne hallere dusuyor :) Bizim yurtta 2 camasir makinesi, 2 de kurutucu var. Ama gecen haftadan beri camasir makinelerden biri bozuk, o yuzden geri kalan bir tanenin bos anini kollamak gerekiyor surekli. Bu sabaha kadar pek basarili olamamistim bu konuda.
Benim oturdugum binada yaklasik her katta 60 daire olsa, toplam 6 kat yani 360 daire eder ki (matematik yildizli bes :P) bu da tabii anormal bir camasir kuyruguna yol acar eninde sonunda. Dun aksamustu bi ara gittigimde bir kizin camasirlari almasina 10 dakika falan kalmisti, ben de beklemeye basladim ki bir an once o ciksin ben yikayayim diye... Ama 10 dakika sonra yurttan tanidigim bir cocuk gelip ben senden once gelip bakmistim o yuzden benim siram bu aslinda falan dedi. Neyse ki iyi tarafima denk geldi de sirami ona verdim yoksa dedigi pek dogru degil bence. Sonucta gelip makineye daha once bakmis olmasi birsey ifade etmez, onemli olan makinenin isi bittiginde orada kimin bekliyor oldugu.
Ama sonucta ben bu sabah ucuncu denememde basarili oldum veee camasirlarimi yikayabildim :)
Benim oturdugum binada yaklasik her katta 60 daire olsa, toplam 6 kat yani 360 daire eder ki (matematik yildizli bes :P) bu da tabii anormal bir camasir kuyruguna yol acar eninde sonunda. Dun aksamustu bi ara gittigimde bir kizin camasirlari almasina 10 dakika falan kalmisti, ben de beklemeye basladim ki bir an once o ciksin ben yikayayim diye... Ama 10 dakika sonra yurttan tanidigim bir cocuk gelip ben senden once gelip bakmistim o yuzden benim siram bu aslinda falan dedi. Neyse ki iyi tarafima denk geldi de sirami ona verdim yoksa dedigi pek dogru degil bence. Sonucta gelip makineye daha once bakmis olmasi birsey ifade etmez, onemli olan makinenin isi bittiginde orada kimin bekliyor oldugu.
Ama sonucta ben bu sabah ucuncu denememde basarili oldum veee camasirlarimi yikayabildim :)
Monday, June 28, 2004
Schokoladenmuseum
Ucuncu ve son gunumuzde ise sabah Cikolata Muzesi'ni gezmeye gittik. Adi bile cok guzel geliyor degil mi :) Orada cikolatanin tohum asamasindan paketlenme asamasina kadar nasil geldigini vs. gorduk, ilgincti.
Bir de muzeyi gezerken iki ayna vardi yanyana. Once, ilkinin onune gidip durdum, incecki gosteren bir ayna, yaninda da "schokolade macht schöner" yaziyor yani "cikolata guzellestirir". Once mutlu oluyorsun, hosuna gidiyor. Ama sonra yanindaki diger aynanin karsisina gecince aci gercekle yuzyuze geliyorsun :) Cunku o ayna da tam tersine acayip sisman yapiyor ve uzerinde de "schokolade macht dick" yani "cikolata sismanlatir" yaziyor . Iste size benim sismanlamis halim :)

Köln+Bonn Gezisi
Dun aksam 21:00 sularinda Köln'den donduk ve ben de bugun hemen arayi kapatmak icin oturdum bilgisayarin basina yaziyorum, blogumu. Genel olarak hersey cok guzeldi, hem ucuz hem de eglenceli bir haftasonu tatili oldu benim icin. Magdeburg'dan sonra Köln gibi buyuk sehirlere gidince gozum gonlum aciliyor, mutlu olup geri donuyorum. Gerci eskiden depresyona girip geri donerdim ama artik o safhalari atlattim. Niye depresyona girerdin diyenleriniz icin soyle bir ornek vereyim. Magdeburg'u Eskisehir gibi, Köln'u de Istanbul gibi dusunun. Sanirim simdi anladiniz sebebini :)
Hazir Koln'e gitmisken yarim saat uzaklikta olan Bonn'a da gittim ben o gruptan birkac arkadasimla beraber. Orasi da cok sekerdi. Aslinda her ikisi de bekledigimden kucuk geldi ama capcanli sehirler ve de kesinlikle insanlari burdakilerden daha sicak. Dogu Bati farki olsa gerek.
Köln'de Dom'un onundeki meydan hep capcanli. Gunun hemen hemen her saatinde bir gosteriye rastlamak mumkun. Bir keresinde zenci bir grup parandeler atipdegisik figurler yapiyorlardi, bir keresinde de bir adam yaklasik 2-3 sise 1.5 litrelik sulari ictikten ve karni gozle gorulur sekilde sistikten sonra bir sekilde(!) agzindan tazzikli bir sekilde o sulari fiskirtiyordu. Bu son gosteriyi izlemek lazim, inanilacak gibi degil, bir yerde mutlaka hile vardir diyorsunuz ama bir yandan da adam tshirtunu kaldirip icinde hicbir mekanizma vs. olmadigini gosterince sasirip kaliyorsunuz.
Ilk gun rehberle beraber bir sehir turu attik aksam da Köln'un meshur birasi Kölsch'u icmeye Rhein kenarina gittik.
Ikinci gun sabah yine ayni rehber esliginde once Dom'u gezdik
sonra da isteyen Dom'un 507 merdivenini tirmanarak sehre tepeden bakti ki ben de o isteyenlerin arasindaydim. Dom tam 157 metre uzunlugunda ve sehrin sembolu niteliginde. O yuzden Köln sinirlari icerisinde ondan daha yuksek bina yapmak yasak!
Ayni gun ogleden sonra da tekne gezisine ciktik Ren nehrinde, hava guzel oldugu icin de gezi keyifliydi. Bu arada kiyida da insanlar cirilciplak guneslenip bize el salliyorlardi, o da gezinin ayri bir dumura ugratan kismiydi. Rahatlik da bir yere kadar.
Biz hazir Köln'e gelmisken yarim saat uzakliktaki Bonn'a da gidelim dedik, cok da iyi yapmisiz. Orasi da cok hareketliydi fakat biz gittigimizde Cumartesi saat 16:30 civari oldugu icin turist burosu kapaliydi ve harita vs. gibi seyler alamadik, o yuzden kafamiza gore genelde merkezde olan yerleri gezdik. Bonn'da da universiteye hayran kaldim. Ben boyle bir kampus daha once hic gormemistim, orada okuyanlar kesinlikle sansli! Fakultenin onunde yaklasik 3 futbol sahasi buyuklugunde hic kesintisiz cim bir alan var, goruntu sahaneydi!
Thursday, June 24, 2004
Alman Futbol Taraftarlari
Dun aksam hem burdan bir arkadasimizi (Orhan) son kez biraraya gelip ugurlamak hem de hep beraber birseyler yapmak icin Alex'e gittik. (Almanya'daki bir cafe zinciri) Tesadufen dun aksam da Almanya-Cek maci varmis. Kafeye dev ekran kurmuslar, bir suru insan da karsina kurulmus biralarini yudumlayarak mac keyfi yapiyorlar. Ama isin ilginc yani, maci izleyen Alman futbol taraftarlarinin tepkisizligiydi. Adamlar gol attilar ayip olamsin diye birkac kisi kendi arasinda sesizce konustu, tebrik edildi vs. :) Halbuki biz olsak o cafenin altini ustune getirirdik oyle degil mi?! Tezahuratlar ya da satasmalar havada ucusurdu. Ben de suphelendim acaba bunlarin hepsi Cek de o yuzden mi Almanya gol atinca sevinmiyor dedim ama yok o da degilmis :) Sonucta maci 2-1 kaybettiler ama asil eglenen bizim arkadaslar oldu. Gorseniz hepsi sanki koyu bir Alman fanatigi :) Gol kacinca cildirip sac bas yolanlar mi dersiniz yoksa oturdugu yerden ayaga firlayan mi, ne ararsaniz vardi :) Ben mi?! Ben, dun mac yerine bizimkileri izleyip eglendim :)
Daraldim...
Offf haberlere bir bakayim dedim ama pisman oldum keske hic bakmasaydim, icim iyice karardi. Istanbul'da ve Ankara'da yine bombalar patlamis, yaralilar, ölüler :( Sonra yine Istanbul'da 3.2 siddetinde deprem olmus. Felaketler silsilesi gibi...
Bas Agrisi
Offf, su migren denilen bela dogustan midir, kalitsal midir yoksa sonradan da ortaya cikabilir mi?? Simdi internetten bunu arastirmaya baslasam hic de fena olmaz cunku son 1 haftadir surekli ve siddetli bas agrilari cekiyorum hem de oyle boyle degil. Artik tek bir ilac da kesmiyor :( Agri, ense kokumden (sogancik olsa gerek) baslayip beynimin icine bicak gibi saplanip kaliyor, ondan sonra kivran saatlerce,offf :( Neyse ki simdi daha iyiyim...
Köln Gezisi
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Bir de muzeyi gezerken iki ayna vardi yanyana. Once, ilkinin onune gidip durdum, incecki gosteren bir ayna, yaninda da "schokolade macht schöner" yaziyor yani "cikolata guzellestirir". Once mutlu oluyorsun, hosuna gidiyor. Ama sonra yanindaki diger aynanin karsisina gecince aci gercekle yuzyuze geliyorsun :) Cunku o ayna da tam tersine acayip sisman yapiyor ve uzerinde de "schokolade macht dick" yani "cikolata sismanlatir" yaziyor . Iste size benim sismanlamis halim :)

Dun aksam 21:00 sularinda Köln'den donduk ve ben de bugun hemen arayi kapatmak icin oturdum bilgisayarin basina yaziyorum, blogumu. Genel olarak hersey cok guzeldi, hem ucuz hem de eglenceli bir haftasonu tatili oldu benim icin. Magdeburg'dan sonra Köln gibi buyuk sehirlere gidince gozum gonlum aciliyor, mutlu olup geri donuyorum. Gerci eskiden depresyona girip geri donerdim ama artik o safhalari atlattim. Niye depresyona girerdin diyenleriniz icin soyle bir ornek vereyim. Magdeburg'u Eskisehir gibi, Köln'u de Istanbul gibi dusunun. Sanirim simdi anladiniz sebebini :)
Hazir Koln'e gitmisken yarim saat uzaklikta olan Bonn'a da gittim ben o gruptan birkac arkadasimla beraber. Orasi da cok sekerdi. Aslinda her ikisi de bekledigimden kucuk geldi ama capcanli sehirler ve de kesinlikle insanlari burdakilerden daha sicak. Dogu Bati farki olsa gerek.
Köln'de Dom'un onundeki meydan hep capcanli. Gunun hemen hemen her saatinde bir gosteriye rastlamak mumkun. Bir keresinde zenci bir grup parandeler atipdegisik figurler yapiyorlardi, bir keresinde de bir adam yaklasik 2-3 sise 1.5 litrelik sulari ictikten ve karni gozle gorulur sekilde sistikten sonra bir sekilde(!) agzindan tazzikli bir sekilde o sulari fiskirtiyordu. Bu son gosteriyi izlemek lazim, inanilacak gibi degil, bir yerde mutlaka hile vardir diyorsunuz ama bir yandan da adam tshirtunu kaldirip icinde hicbir mekanizma vs. olmadigini gosterince sasirip kaliyorsunuz.
Ilk gun rehberle beraber bir sehir turu attik aksam da Köln'un meshur birasi Kölsch'u icmeye Rhein kenarina gittik.
Ikinci gun sabah yine ayni rehber esliginde once Dom'u gezdik
sonra da isteyen Dom'un 507 merdivenini tirmanarak sehre tepeden bakti ki ben de o isteyenlerin arasindaydim. Dom tam 157 metre uzunlugunda ve sehrin sembolu niteliginde. O yuzden Köln sinirlari icerisinde ondan daha yuksek bina yapmak yasak!
Ayni gun ogleden sonra da tekne gezisine ciktik Ren nehrinde, hava guzel oldugu icin de gezi keyifliydi. Bu arada kiyida da insanlar cirilciplak guneslenip bize el salliyorlardi, o da gezinin ayri bir dumura ugratan kismiydi. Rahatlik da bir yere kadar.
Biz hazir Köln'e gelmisken yarim saat uzakliktaki Bonn'a da gidelim dedik, cok da iyi yapmisiz. Orasi da cok hareketliydi fakat biz gittigimizde Cumartesi saat 16:30 civari oldugu icin turist burosu kapaliydi ve harita vs. gibi seyler alamadik, o yuzden kafamiza gore genelde merkezde olan yerleri gezdik. Bonn'da da universiteye hayran kaldim. Ben boyle bir kampus daha once hic gormemistim, orada okuyanlar kesinlikle sansli! Fakultenin onunde yaklasik 3 futbol sahasi buyuklugunde hic kesintisiz cim bir alan var, goruntu sahaneydi!
Hazir Koln'e gitmisken yarim saat uzaklikta olan Bonn'a da gittim ben o gruptan birkac arkadasimla beraber. Orasi da cok sekerdi. Aslinda her ikisi de bekledigimden kucuk geldi ama capcanli sehirler ve de kesinlikle insanlari burdakilerden daha sicak. Dogu Bati farki olsa gerek.
Köln'de Dom'un onundeki meydan hep capcanli. Gunun hemen hemen her saatinde bir gosteriye rastlamak mumkun. Bir keresinde zenci bir grup parandeler atipdegisik figurler yapiyorlardi, bir keresinde de bir adam yaklasik 2-3 sise 1.5 litrelik sulari ictikten ve karni gozle gorulur sekilde sistikten sonra bir sekilde(!) agzindan tazzikli bir sekilde o sulari fiskirtiyordu. Bu son gosteriyi izlemek lazim, inanilacak gibi degil, bir yerde mutlaka hile vardir diyorsunuz ama bir yandan da adam tshirtunu kaldirip icinde hicbir mekanizma vs. olmadigini gosterince sasirip kaliyorsunuz.
Ilk gun rehberle beraber bir sehir turu attik aksam da Köln'un meshur birasi Kölsch'u icmeye Rhein kenarina gittik.
Ikinci gun sabah yine ayni rehber esliginde once Dom'u gezdik
sonra da isteyen Dom'un 507 merdivenini tirmanarak sehre tepeden bakti ki ben de o isteyenlerin arasindaydim. Dom tam 157 metre uzunlugunda ve sehrin sembolu niteliginde. O yuzden Köln sinirlari icerisinde ondan daha yuksek bina yapmak yasak!
Ayni gun ogleden sonra da tekne gezisine ciktik Ren nehrinde, hava guzel oldugu icin de gezi keyifliydi. Bu arada kiyida da insanlar cirilciplak guneslenip bize el salliyorlardi, o da gezinin ayri bir dumura ugratan kismiydi. Rahatlik da bir yere kadar.
Biz hazir Köln'e gelmisken yarim saat uzakliktaki Bonn'a da gidelim dedik, cok da iyi yapmisiz. Orasi da cok hareketliydi fakat biz gittigimizde Cumartesi saat 16:30 civari oldugu icin turist burosu kapaliydi ve harita vs. gibi seyler alamadik, o yuzden kafamiza gore genelde merkezde olan yerleri gezdik. Bonn'da da universiteye hayran kaldim. Ben boyle bir kampus daha once hic gormemistim, orada okuyanlar kesinlikle sansli! Fakultenin onunde yaklasik 3 futbol sahasi buyuklugunde hic kesintisiz cim bir alan var, goruntu sahaneydi!
Thursday, June 24, 2004
Alman Futbol Taraftarlari
Dun aksam hem burdan bir arkadasimizi (Orhan) son kez biraraya gelip ugurlamak hem de hep beraber birseyler yapmak icin Alex'e gittik. (Almanya'daki bir cafe zinciri) Tesadufen dun aksam da Almanya-Cek maci varmis. Kafeye dev ekran kurmuslar, bir suru insan da karsina kurulmus biralarini yudumlayarak mac keyfi yapiyorlar. Ama isin ilginc yani, maci izleyen Alman futbol taraftarlarinin tepkisizligiydi. Adamlar gol attilar ayip olamsin diye birkac kisi kendi arasinda sesizce konustu, tebrik edildi vs. :) Halbuki biz olsak o cafenin altini ustune getirirdik oyle degil mi?! Tezahuratlar ya da satasmalar havada ucusurdu. Ben de suphelendim acaba bunlarin hepsi Cek de o yuzden mi Almanya gol atinca sevinmiyor dedim ama yok o da degilmis :) Sonucta maci 2-1 kaybettiler ama asil eglenen bizim arkadaslar oldu. Gorseniz hepsi sanki koyu bir Alman fanatigi :) Gol kacinca cildirip sac bas yolanlar mi dersiniz yoksa oturdugu yerden ayaga firlayan mi, ne ararsaniz vardi :) Ben mi?! Ben, dun mac yerine bizimkileri izleyip eglendim :)
Daraldim...
Offf haberlere bir bakayim dedim ama pisman oldum keske hic bakmasaydim, icim iyice karardi. Istanbul'da ve Ankara'da yine bombalar patlamis, yaralilar, ölüler :( Sonra yine Istanbul'da 3.2 siddetinde deprem olmus. Felaketler silsilesi gibi...
Bas Agrisi
Offf, su migren denilen bela dogustan midir, kalitsal midir yoksa sonradan da ortaya cikabilir mi?? Simdi internetten bunu arastirmaya baslasam hic de fena olmaz cunku son 1 haftadir surekli ve siddetli bas agrilari cekiyorum hem de oyle boyle degil. Artik tek bir ilac da kesmiyor :( Agri, ense kokumden (sogancik olsa gerek) baslayip beynimin icine bicak gibi saplanip kaliyor, ondan sonra kivran saatlerce,offf :( Neyse ki simdi daha iyiyim...
Köln Gezisi
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Offf haberlere bir bakayim dedim ama pisman oldum keske hic bakmasaydim, icim iyice karardi. Istanbul'da ve Ankara'da yine bombalar patlamis, yaralilar, ölüler :( Sonra yine Istanbul'da 3.2 siddetinde deprem olmus. Felaketler silsilesi gibi...
Bas Agrisi
Offf, su migren denilen bela dogustan midir, kalitsal midir yoksa sonradan da ortaya cikabilir mi?? Simdi internetten bunu arastirmaya baslasam hic de fena olmaz cunku son 1 haftadir surekli ve siddetli bas agrilari cekiyorum hem de oyle boyle degil. Artik tek bir ilac da kesmiyor :( Agri, ense kokumden (sogancik olsa gerek) baslayip beynimin icine bicak gibi saplanip kaliyor, ondan sonra kivran saatlerce,offf :( Neyse ki simdi daha iyiyim...
Köln Gezisi
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Yarin sabah 05:30da diger 49 kadar ögrenciyle beraber Köln otobüsüne binip yola cikiyoruz :) Pazar gecesi tekrar Magdeburg'da olacagim. Sanirim Pazartesi'ye kadar da bir daha yazamam. Umarim güzel bir haftasonu olur, buna cok ihtiyacim var.
Wednesday, June 23, 2004
THY ve Cep Telefonlari
Dun internette okudum da THY'nin Londra-Istanbul ucaginda yolculardan birinin cep telefonu caliyor ve beyfendi ya da hanimefendi hic istifini bozmadan acip bir de konusuyor. Sonucta da zar zor inis yapiliyor ama bu arada da ucagin iki makinesi bozuluyor vs. Bugun de sanirim bu tur olaylarin siklasmasi sonucu yine gazetede okuduguma gore bir yasa taslagi hazirlanmis. Buna gore artik ucaga binerken yolcularin cep telefonu toplanacakmis, ucus sonrasinda da geri verielcekmis. Ben karsiyim bu uygulamaya. Kimseye telefonumu vermem, guven mi biraktilar insanda! Calarlar kesin o telefonlari. Bu uygulamaya gecilsin, kesin en kisa zamanda bunun da sebekesi ortaya cikar. Burasi Turkiye, ben sasirmam artik hicbir seye.
Cem Yilmaz ve Doritos Reklami
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Birkac gundur internette Cem Yilmaz'in kizgin aciklamalarini okuyordum. Konu, Doritos reklaminin cekim arkasi goruntulerinin internette dolasmasiydi ve Cem Yilmaz'a gore bu, onun kisisel haklarina tecavuzmus vs... Neyse, ben de merak ettim su munim (!) goruntuleri ve sonunda su siteden buldum. Yalniz uyarmadi demeyin bolca kufurlu, Cem Yilmaz'in neden tepki gosterdigi belli.
Monday, June 21, 2004
Ayrilik Zamani
Saka maka 2 senedir burdayim. Universitedeyken biri bana master icin Almanya'ya gideceksin dese kahkahalarla gulerdim, benimle dalga mi geciyorsun diye. O kadar uzakti bana bu dusunce ta ki son sinifin kisina kadar. Sonra burs vs. gibi bir piriltilar cikti ama onlara da fazla kaptirmamaya calismistim kendimi. Cunku bursu kazanamazsam cok uzulurdum ve bu yuzden kendimi cok fazla bu ise kaptirmamaya calisiyordum. Gerci mumkun olmadi bu, hayli kaptirdim kendimi :) Ve sonunda oldu iste burdayim. Ama iki sene nasil da gecip gitti ben hicbir sey anlamadim. Zaten sansima, hicbir sey bekledigim kadar zor olmadi benim acimdan. Gerci ilk defa evden ayriliyordum ve bu deneyim benim icin zorluklarla dolu olur diyordum ama sansim yagver gitti sanirim ilk defa :) Vee iste artik yavas yavas ayrilik zamanimiz da geldi.
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Voleybol Gazisi
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Son gunlerde aslinda zaman zaman aklima geliyor bunlar ama hemen kafamdan atmaya calisiyorum bunlari, yoksa huzunlenip baslarim hemen sulugozluluk yapmaya... Biraz once, Orhan'daydik Engin'le, Orhan burdan bir arkadasim. Onun da gitme zamani geldi catti, hatta sanirim en erken gidenimiz o. Iste banka hesabini kapama, yok evi teslim etme, yok telefon hattimizi kapatma, depozitolari geri alma vs. vs. gibi bir suru ivir zivir isi yapmaktan kac gundur yorgun dusmus, onlari anlatti biraz. Sonra dedim ne can sikici isler bunlar ve cok yakinda benim de baslamam lazim bunlari yapmaya.
Sonra beni bu aksam niye cagirdigina geldi sira :) Birkac ay once, Orhan'in firinini kullanmaya gitmistim, kurabiye pisirmek icin. Bizim yurttaki firinlar les gibi de...O gun, cok begenmistim mutfaktaki tabak bardak takimlarini, seramik mor renkliydi hepsi, cok sirin gelmisti gozume... Orhan da sagolsun o konusmayi unutmamis ve esyalarini satarken bir takimi benim icin ayirmis :)) Biraz evvel onu verdi bana, cok hosuma gitti, unutmamis ve beni dusunmus olmasi. Bir de acayip huzunlendim, eve gelir gelmez bunu yazmaliyim dedim kendime. Her baslangic nasil heyecan verici ve bir nebze de korkutucuysa, her bitis de benim icin cok huzunlu olmustur. Sanirim bu seferki de fakli olmayacak...
Basliktan da anlayabileceginiz gibi Cumartesi gunu Voleybol gazisi oldum maalesef. Cuma'dan beri inanilmaz bir halsizlik vardi uzerimde ve o yuzden de surekli yatip kalkip tekrar yatip uyuyup uyanip vs. seklinde bir kisir dongu icerisindeydim. Aaaa tabii bir de kendimi zorlaya zorlaya az da olsa her gun tezimi yazmayi ve makaleleri okumayi ihmal etmedim, o da ayri...
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Neyse iste, Cumartesi gunu burdaki arkadaslar bu sene sonunda bircok kisi ayriliyor diye disarida mangal, piknik tarzi birseyler yaptilar ama ben yine kendimi cok kotu hissettigim icin gitmedim. Aksama dogru odada sikintidan patladiktan sonra kendimi biraz toparladim da asagiya inip aralarina katildim. Gider gitmez de ne goreyim, cimenlerin icinden bana goz kirpan eski dost, bir voleybol topu ;)Tabii dayanamadim ve hemen gidip basladim voleybol oynamaya. Maksimum 30-40 dakika oynamisimdir ama tum kol kaslarimin tutlmasi icin bu yetti de artti bile. 8-9 sene aradan sonra elime voleybol topunu alinca cilgina dondum tabii, kolay kolay birakir miyim :) Neyse, sonucta Cumartesi gununden beri omzumdan ellerime kadar olan butun kol kaslarim tutulmus vaziyette. Aslinda o birsey degi lsimdi soyleyecegimin yaninda! Manset atmaktan her iki kolumda morardi!!! Once, oynarken kan toplanmisti, kizarmisti falan ama bu cok normal diye onemsememistim ama sanirim onemsemem lazimmis! Yarim saatcik guzel vakit gecirmemin bir bedeli de olacakmis meger :(
Sunday, June 20, 2004
Ahmet Altan-Icimizde Bir Yer
Bugunku Radikal gazetesindeki bir haber ilgimi cekti. Ozeti soyle:
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Beyaz
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
"Bir ay içinde tam 550 bin basılan 'İçimizde Bir Yer' adlı kitabın yayıncısı, 450 binlik üçüncü baskıyı yapmak üzere. Proje, 'Ucuz kitap hem satar, hem korsana karşı çare olabilir' tezini de güçlendiriyor. Ahmet Altan'ın kitabını 2 milyon 950 bin liradan satışa sunan Alkım Yayınevi, bu projeyle 'İyi bir yazarın, makul fiyattan, iyi dağıtılmış kitabı yüz binlere ulaşabilir' tezini doğrulamış oldu."
Eger bu fiyattan satarak hala kar edilebiliyorlarsa ne guzel, bir tasla iki kus :)
Ben de kac senedir orjinal kitap almayi birakmistim artik. Tamam, ovunulecek bir sey degil elbette ki ama insan goz gore gore de kaziklanmaya gelemiyor. Bir kitaba 20 milyon vermek yerine 5 milyondan onun yerine 4 kitap birden satin almak cok da cazip geliyor bana bir ogrenci olarak. Bilmiyorum, belki calisan bir insan olsam ve ekmek elden su golden seklinde bir durumum olsa korsana yonelmezdim ama sonucta ortada bir gercek var. Madem korsani onlemek istiyorsunuz ve bu bir turlu kanundu, cezaydi vs. ile olmuyor, o zaman siz de kitaplarin fiyatlarini dusurun. Nitekim, Alkim Yayinevi de bunu yapmis ve simdilik cok da basarili gozukuyor. Umarim devami gelir...
Saturday, June 19, 2004
Filiz Akin
Gecenlerde Filiz Akin'in kanser gördügü Houstan'daki hastaneden yaptigi roportajin linkini vermistim. Bu da bugunku Sabah Gazetesi'nden; devami...
Friday, June 18, 2004
A-ha for WebEmail
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Dun A-ha diye kucuk bir program yukledim bilgisayarima. Bu program sayesinde birine e-mail gonderdigimde onun hangi tarihte ve saat kacta benim mailimi acip okudugunu gorebiliyorum, yararli bir arac, sevdim :) Yalniz ufak bir sorun bedava yalnizca 5 gunluk bir deneme suresi var, ondan sonra ucretli... Vazgectim, sevmedim ben bunu :P
Teoman-Dus
Bugunu Teoman'la actim onunla surdureyim dedim :) Bugunku Hurriyet'te Ali Atif Bir, Teoman'in Dus sarkisinin sozlerine mustehcen diyenlere ve Teoman'in bunlara verdigi yanita deginmis,haberin tamami icin tiklayin.
Bir Abuk Sabuk Haber Daha
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Bugun haberx'i okurken bazi abuk sabuk haberlere rastladim ama buraya hepsini yazmak anlamsiz olacak, o yuzdenm ben linkini vereyim merak eden gidip haberlerin tamamini okur.
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
Haber soyle: Ingiliz bilim adamlari yememis icmemis, insan omrune nasil omur katar diye arastirmis ve kahvalti etmek, yuruyus yapmak, gulmek, arkadaslarini aramak, cay molasi vermek, el yikamak vs. gibi cogumuzun zaten yaptigi davranislarin omrumuze fazladan kac yil katacagini hesaplamislar(guya!).
Buna gore benim omrum 48 yil uzayacak yani eger normal sartlarda insanlarin 55 yasina kadar yasadigini dusunursek ben bu dunyaya kazik kakicam :P
OSS'ye ozel...
Bana pek inandirici gelmedi ama...
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Teoman-En Guzel Hikayem
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
-----------------------------------------------------------------------------------------
Eskişehir'de ortopedi ürünleri üreten ve satan bir firma, ÖSS'ye girecek öğrencilere Almanya'dan özel külot ithal etti.
Şirketin sahibi Niyazi Çapa, yaptığı açıklamada, ÖSS'ye giren bazı öğrencilerin sınavın süresinin uzun olması ve heyecandan dolayı idrar kaçırdıkları yönünde bilgi edindiğini belirterek, öğrencilerin ve ailelerin bu yöndeki istekleri doğrultusunda yurtdışında ticari ilişkide bulunduğu firmalarla konuyu araştırdığını söyledi.
Almanya'da bir firmanın sınava girecek öğrencilere yönelik çalışması olduğunu öğrendiklerini ifade eden Çapa, şöyle konuştu:
'Öğrencilerin sınavda heyecan ve stres nedeniyle yaşadıkları sorunu gidermek için Almanya'dan özel külot ithal ettik. Gençlerin başarısını engelleyecek durumu ortadan kaldırmak istedik. Özel külotlar, çevreye koku yaymıyor, giysiye idrarın geçmesini engelliyor.' Çapa, özel külotların tanesini 3 milyon, 14'lü paketleri de 33 milyon liradan satışa sunduklarını bildirdi.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Haberin Kaynagi www.haberx.com
Bu ayin basindan beri, yani Teoman'in son kasedi ciktigindan beri, bircok mp3 sitesinde sarkialrini ariyor ama bulamiyordum. Eh KaZaa'dan da indiremiyordum cunku benim burdaki bilgisayar KaZaa'yi kaldirmiyor. Acayip yavasliyor ya da zaman zaman kilitleniyor vs. Neyse ki sonunda Egemen dayanamadi ve dun aksam Teoman'in son kasedindeki butun sakilari indirdi benim icin sagolsun :) Henuz pek dinleyemedim gerci ama cok begendigimi soyleyemem, biraz hayal kirikligi oldu benim icin. Gerci her kasedi ilk dinlerken boyle hissederim o da ayri... Kulagim bir alissin once su melodilere, bakalim ondan sonra da boyle mi dusunuyor olacagim.
Site ici Arama
Birkac gundur ozellikle dikkat ediyorum da cesitli arama motorlarindan kelime aratarak benim siteme ulasanlar site icinde hic arama yapma ihtiyaci hissetmiyorlar. Iyi de siz boyle burnunuzun dikine giderseniz bir sonuca ulasamazsiniz ki! Sol tarafa koyduk o kadar degil mi site ici arama yapin diye alet edevat. Hiicc, sanki ben onu sus diye yaptim, size de iyilik yaramiyor ki :P
Arama Sözcükleri
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Farkettim de uzun zamandir siteye hangi kelimeler aranilarak ulasiliyor yazmamisim... Iste secmeceler:
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
- aftlar (o kadar cok arayan olmus ki, benden baska insanlarin da bu dertle savasiyor olmasi sevindirici, ama ben uzuuuunnn süredir neyse ki daha az stresliyim de hic aft cikmiyor)
- kesin donus icin ne gerekli (eylulde tekrar ziyaret etmeniz gerekecek, sanirim donus zamanim yaklastikca yazacak cok seyim olacak bu konuyla ilgili)
- berlin kiz arkadas
- kiz arkadas aramak- almanyaya nelerle gideyim (diledigin her seyle gidebilirsin ama pasaport ve ucak biletin olmazsa olmazlardan)
- telefonun icadi (bu konuyla ilgili ne yazmis olabilirim ki, himm...)
- telefon sakalari (unconscious ness'le az mi yapmistik ortaokuldayken :)
- click me kurtuldum (gozun aydin)
- blogger bogazici
- gamze nedir (faydali bir meyve turu)
- gobek sovu
- bos zaman degerlendirme (bunun icin benim sitemde gezebilirsin, haklisin)
- sapik almanlar
- lunapark aletleri
Thursday, June 17, 2004
Yine Yagmur :(
Yakinda sinirden aglamazsam iyidir. Yine yagmur basladi ya, yapilir mi bu bana, hem de Haziran'in 17'sinde :( Dün montla ciktim disariya yoksa üsüyorsun burda. Öyle bir rüzgar esiyor ki soguk soguk, bari o olmasa!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Ufak Degisiklikler
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Gecen sene bu zamanlar biz burda ne güzel günes yüzü görüyorduk her normal insan gibi. Ama artik günesi de unuttu cildim. Ilk karsilasmalarinda sanirim sapitip kipkirmizi isilik isilik olacak tüm cildim, ben ondan korkuyorum. Olmamis bir sey de degil hani :) Gecen sene cok komikti halim. Temmuzun 26sinda dönmüstüm galiba Türkiye'ye ve ilk günese cikisimda da sanirim Ortaköy, Bebek, Bogazici, ordan da abartip Cadde'ye gitmistim. Iste gün sonunda Carsi'ya girmistim de serinlemek icin :) orda aynada kendime bakinca hem halime gülmüs hem de sok gecirmistim. Daha ilk günden giydigim kiyafetin izi oldugu gibi boynuma ve kollarima cikivermisti. Eeee tabii burdan Istanbul'a gidersen, bir de böyle deli gibi günes özlemiyle orda burda gezip tozarsan olacagi budur :)) Ama maalesef bunlarin hicbiri bu yaz gerceklesemeyecek cünkü ben burda mahsurum ühü ühüüüü :(
Template'imda cok ufak bir degisiklik yaptim ve artik tarih basliklari kapkara siyah bir renkten olusacak. Ve de artik her entry'me bir baslik koyacagim. Engin Bey kac gündür pek bir sikayetci, öyle basliksiz alt alta olunca entry'ler hangisini okumus, hangisini okumamis, bilemiyormus. Hem de tarih basliklari benim sitemin "cart" renkleri arasinda kayboluyormus, öyle buyurdular kendileri :P Neyse bakalim biraz da böyle devam etsin. Bi ara üsenmezsem su renklere tekrar göz atacagim zaten ama simdi cok vaktim yok, biraz daha tezimle ugrasmam lazim. Aslidna vaktim olsa da su an bunlarla ugrasacak keyfim yok ;)
O2 vs. Yapi Kredi
Son bir saattir ozel bir numaradan surekli araniyorum ve sesimi duyunca kapatiyor telefonu, ya da hat kesiliyor... Neyse, sonunda kim oldugu ortaya cikti. O2'nun müsteri temsilcisiymis. Bu o2 Almanya'daki Turkcell, Telsim gibi bir GSM operatörü. Gecenlerde, sözlesmemin bitim tarihinden sonra bir daha otomatik uzatmasinlar diye dilekce yazip göndermistim, onun icin ariyorlarmis. Niye sozlesmeyi uzatmak istemedigimi soruyorlar, "bir hata yaptiysak affola" diyorlar kisacasi. Dedim "ben dönüyorum artik, yeter bu soguklar beni delirtiyor, ülkeme dönücem, birakin pesimi" :P Müsteri temsilcisi de tabii hemen acmis önündeki bilgisayardan benim bilgilerimi "aa demek Türkiye'ye dönüyorsunuz, eh peki, hic geri dönmeyecek misiniz?" diye de jest yapti sagolsun.
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Peki, bunu niye anlattim? Simdi bu adamlar telefon acip her kontratini sona erdirmek isteyen müsterilerini arayip soruyorlar,neden diye. Maksat, müsteri kacirmamak ve hatalarindan (eger varsa) birseyler ögrenmek. Eh ölür müydü peki Yapi Kredi de biraz akilli olup böyle bir pazarlama ve müsteri memnuniyeti politikasi izlese! Tabii ben bu blogu daha sadece Subat ayindan beri tuttugum icin cogunuz bilmiyorsunuzdur benim Yapi Kredi Bankasi'na ne kadar sinir oldugumu. Zaten gecen seneden beri de bir daha onlarla hicbir is yapmayacagima dair kendi kendime bir karar aldim.
Durum kisaca söyle: Benim Yapi Kredi'den worldcard'im vardi. Almanya'ya gelirken adamlara dedim böyle böyle ben 2 sene yokum, kullanmayacagim karti, adres bilgisi olarak da ablamin sirketini verdim ki arada annem (ek kart sahibiydi) gida alisverislerinde falan karti kullandiginda fatura ablama gitsin ki düzenli ödenmeye devam etsin vs. Evet efendim sepet efendim sorun olmaz dediler. Ben de aman pek güzel dedim. Sonra buraya geldim ve yaklasik 7-8 ay sonra annemle bir gün telefonda konusurken ögrendim ki kartta problem cikmis ve annem alisveris yaparken kasada mahsur kalmis, vs. tatsiz olaylar. Sonucta, neyseki ablamin yaninda nakit varmis da ordan halletmisler vs. Neyse bankayi ariyorlar ve ögreniyorlar ki benim kart bana hic haber verilmeden iptal edilmis!!! Tabii ben kafayi yedim, nedir bu terbiyesizlik diye. Web sitelerine girip oradan sikayette bulundum, durumu da uzun uzun anlattim vs. Ama bana o günden sonra hicbir allahin kulu geri dönmedi. Iyi de siz o müsteri sikayetlerini bildirsin diye koydugunuz e-postayi süs diye kullanirsaniz ben ne anlarim ki bu isten! Sonra, sinirim gecmedi tabii, tekrar ayni yerden bir mail daha attim ve bu seferki daha agir oldu, ama tabii yine de terbiye cerceveleri icinde. Ne mi oldu, tabii ki ona da hicbir cevap gelmedi! Sonucta ablam da bu bankaya kizip kendi kartlarini da iptal ettirdi. Peki nedir sonuc? Sadece 2 müsteri mi kaybettiler? Hayir! "Word of mouth" diye birsey vardir pazarlamada, bilen bilir. Böyle agizdan agiza dolasir ve birken 10, 10ken 20 kisinin kulagina ulasir bu olumsuz izlenimler, en kötü reklamdir tabii. Ya da duruma göre izlenimlerim olumlu olsaydi, en iyi ve en ucuz reklam olurdu onlar icin. Bu olaydan birkac ay sonra yaz tatili icin Türkiye'ye döndüm ve bu sefer de adamlarin müsteri temsilciliklerini telefonla aradim, durumu anlattim, geri dönmediklerinden bahsettim vs. SOnucta kadin bana dedi ki: "Gelin, tekrar basvurun bir subemize, evraklarinizi (bordro vs.) teslim edin, biz size tekrar kart cikartalim" Dalga gecer gibi. Siz herhalde saka yapiyorsunuz dedim. Hem haksiz yere benden habersiz kredi kartimi iptal ediyorsunuz hem de isim gücüm yok bir de gelip tekrar sizin gibi bir bankadan kredi karti cikartacagim peh! Ben sadece sikayetimi dile getirmek ve bana niye geri dönülmedigini ögrenmek istedim dedim. Artik sizin bankanizla da calismaya hic niyetim yok dedim. Bunu üzerine kadin sefine bu durumu iletecegini ve gün icinde beni arayacaklarini söyledi. Ve tabii yine geri arayan bir allahin kulu olmadi, hikaye hepsi, müsteri memnuniyeti de neymis. Sanki onlar bize degil de biz onlara muhtacmisiz gibi... Bizim ülkemizde durum farkli yani, en azindan birtakim kuruluslarda.
Melike sitesinin dizaynini degistirmis, cok da güzel olmus :) Ben de Türkiye'ye döndükten sonra is güc meselelerini bir hale yola koyayim; html dersleri, template hazirlama, front page vs. konusunda bir kursa gitmeyi ya da kitaplardan ögrenmeyi düsünüyorum, cok zevkli bir is bence...
Wednesday, June 16, 2004
Bugün de kapima baska iki davetsiz misafir dayandi. Iki amcam (misyoner oluyorlar kendileri) ellerinde incil geldiler bana. Iste basladilar hayattan,insan iliskilerinden falan bahsetmeye. Ben dedim "Kardes ben evelallah müslümanim" :P diye ama amcam dedi "dur bi dinle bacim, ondan sonra kov" :P Zorla kendini sirin yapmaya calisan biriydi ama yine de cok batmadi bana ve bir süre sohbet ettik. Hatta bi ara Incil'i acip bana bazi seyler okudu vs. Mesela dedi ki "Karsindaki insanlardan iyilik bekliyorsan, durma, önce sen iyilik yap, nazik davran" vs. Bizde de vardir ya hani "Iyilik yap, iyilik bul" diye. Giderken de 2 kitapcik tutusturdular elime, bi ara okuyacagim, bakalim neler yaziyor, merak ettim. Size de anlatirim zaten...
Tuesday, June 15, 2004
Gecen hafta birkac gün hava cok güzel günesliydi ama sonra tekrar bozdu. Sürekli bir rüzgar ve bulut var, hatta yarindan sonra da yagmurlar baslayacakmis tekrar, offff :(
Bu arada, gmail de sanirim artik herkese acilmaya baslayacak cünkü sürekli arkadaslarimizi davet edebilmemiz icin cagri yollayip duruyorlar. Bugün farkettim de yine 3 kisiye davet yollama hakki yollamislar. Zaten simdiden bu yolla bile epey yayginlasti ama bence hala eksik olan yönleri var.
Sabah yahooya girince cok sasirdim cünkü hem görüntüsü degismis hem de artik 100 MBlik bir kapasite vermisler. Zaten gerekiyordu artik google ve gmaille rekabet edebilmeleri icin. Iyi olmus, sanirim hotmail de elini cabuk tutup bir an önce harekete gecmeli yoksa bu isten hayli zararli cikacak.
Monday, June 14, 2004
Pes ya!!! Bazi insanlar ne kadar da düsüncesizler. Iki saniye evvel kapim öyle bir tiklandi ki yerimden firladim resmen. Aslinda burda sagolsun 2 arkadasim var (isim yok), kapiyi bu tarz calarlar bazen :) O yüzden aliskin olmam lazim ama gecenin bu saatinde de insaf! Neyse yine de ne olur ne olmaz diye seslendim disariya, karsimdaki bana gamze diye seslenince de actim kapiyi. Karsimda kisa boylu tiknaz tam bir Türk duruyor ama adami kesinlikle tanimiyorum. Eh tanimadigim bir insani karsimda gecenin bu saatinde görünce sasirdim tabii ve hatta keske acmasaydim kapiyi dedim. Ama is isten gecmisti bir kere. Adam bana "Türkler burda nerde oturuyor" diye sordu. Hoppalaaaa, önce istersen bir "kusura bakma bu saatte rahatsiz ediyorum" falan de, yoookkk nerde o nezaket. Lafa bak sanki Türklerle koloni halinde oturmak zorundayiz! Neyse, ben de tüm tersligimle (!) "kimi ariyorsunuz" dedim. Adam isim bile bilmiyor ki! Zaten beni de bizim binaya girip tesadüfen bulmus herhalde, cünkü disarida kapimin orda ismim yaziyor ve Istanbul'dan bir manzara resmi duruyor. Neyse, isim söyleyemeyince sonunda tip tarif etti ama o kadar genel bir tarif yapti ki :) Yani ben bile olabilirim neredeyse. Sonunda kimi aradigini anladim ama onun da telefon numarasi olmadigi icin vermedim, gerci olsa da verir miydim bilmiyorum, yani öyle her önümüze gelene telefon numarasi verme taraftari degilim. Sanirim burda Mensa'daki partide tanisti birileriyle ve onlari kaybedince su anda da bulma cabasiyla benim kapiya geldi. PES!!!
Bir adres daha, bu da NikeFootball'un sitesi. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Bir adre daha, bu da NikeFootball'un sitesi>. Iki reklam filmi disinda (ki bunlari televizyonlardan kesin izlemissinizdir, hatta ben de burda denk gelmistim birkac kere), duvarkagitlari, resimler, oyunlar ve daha bir sürü sey sizi bekliyor.
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Hatta bu NikeFootball pazarlama stratejisiyle ilgili bugün bir gazetede haber okumustum. Bircok ülkede söyle bir uygulamaya gidilmis. O ülkenin en büyük, en önemli sehirlerinden biri secilip, o sehirdeki en merkezi binayla anlasilip, üzerine bir futbol topu monte ediliyor. Böylece sanki ole ole nidalariyla (reklam filmini hatirlayin) sahadan cikan top o binaya carpiyor sonunda ve duvarini catlatiyor. Istanbulda'da Taksim'deki The Marmara Oteli'yle anlasilmis (2 ay sürmüs anlasmayi imzalayabilmek) ve 2 günde 30 kisilik bir ekibin calismasi sonucu yerlestirilen reklam Temmuz sonlarina kadar orada kalacakmis. Bence orjinal ve cok dikkat cekici bir fikir!
Biraz önce internette gezerken Pepsi'nin yeni reklam filmlerini izledim. Hani su "Erdogan Beckham'a Karsi" olan var ya iste onu. Sanirim bunlar su an Türkiye'de televizyonlarda gösteriliyordur ama benim gibi izleme imkani bulamayanlar su adresten ulasabilirler. Seker olmus, benim hosuma gitti :)
Bugün Mensa'nin önünde acikhava partisi var ve tüm gürültü benim odamda su an. Ama penceremi kapatinca sorun kalmaz sanirim, hem ben bu yorgunlukla misil misil uyurum, yani umarim! Burasi bana biraz garip geliyor, hemen hemen haftanin her günü kampüsün bir kösesinde parti bulmak mümkün ve bazi insanlar var ki her partiye gidiyorlar abartisiz! Yaw o kadar parti beni bayiltir, her seyin de bir ölcüsü var ama insaf!
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Üff simdi bi de bu parti canavarlari sabaha karsi yurda gelip takur tukur o topuklu ayakkabilariyla bizim koriforu inletirler, ya da kizlar tiz kahkahalari erkekler de tok sesleri ve bagirislariyla beni yine eminim ki uykumdan firlatirlar. Her parti aksami yasanan manzara budur.
Aslinda ara kapimi kapatsam bu gürültüler nispeten daha az gelecek bana ve belki de uyanmayacagim ama sanirim depremden sonra bana bir korku gibi birsey geldi. Kesinlikle odamin kapisini kapatip uyuyamiyorum:(
Hong Konglu bilim adamlari, günese tutuldugunda temizlenen kumas üretmisler. Böylece hem elektrik, hem su, hem de deterjan tasarrufu yapilacak; orasi iyi güzel de ya ben Almanya gibi bir ülkede yasiyorsam o zaman ne olacak, sorarim size?! Bu günes görmez dogu almanya sehrinde ben nerden günes bulucam da temizleyecegim kiyafetlerimi, bilim adamlari bunu hic düsünmüyorlar ama!
Bilgisayara format atildiktan sonra simdi kendi blogumu bile farkli görüyorum! Soldaki sidebar bende eskiden hep nokta nokta kesik bir cizgi seklindeydi halbuki simdi kalin turuncu bir cizgi olarak görünüyor. Himm ilginc...
Bu aksam bilgisayarima format atildi ama ne format! Aksam 20:30da basladi ve ancak 23:00ü geciyordu bitebildi, tabii bana da artik fenalik basti. Su islerden nefret ediyorum ama format da gerekyiordu artik. Aslina bakarsaniz cok da iyi oldu. Ama tabii bende sabir mabir kalmadi, mümkünse bana bir süre yaklasmasin kimse yoksa üzerine saldirabilirim.
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Bende daha önce XP vardi ama simdi Windows 2000'e düsürüldü, aferin bize. Cünkü benim bilgisayarin kapasitesi pek matah olmadigi icin XP, hizini coookkk düsürüyordu. Bilgisayarin acilma süresi, internette sitelerin acilma süreleri vs. hersey hersey birden hizlaniverdi, tek tesellim bu simdilik. Format atildi atilmasina ama bu sefer de bizim ethernet kartini tanimadi bir türlü. Haydaaa, kasa acildi, internetten girildi kartin kimligi vs. ugras da ugras. Hos ben ugrasmadim arkadas sagolsun, ama yine de bana bile fenalik basti. Tam oh ne güzel artik format da atildi derken bu sefer de internete girdim bir baktim gmail'i browser'im support etmiyor ve bu yüzden gmaili acamiyorum. Halbuki tezimle ilgili bir sürü dosyayi orada depolamistim, formattan önce bilgisayari bosaltirken. Haydaaa bu sefer explorer'in versiyonunu yükseltmem gerekti, sonra bir baktim media player da ayni sekilde, onu da yükselt vs. derken iste bu saati buldum, bakalim yarin nasil kalkacagim. Bu arada Alper'in de msn'den bir süre basinin etini yiyip durdum, yardimci oldu sagolsun. Ama sanirim gecenlerde kardesine de yaptigi gibi artik benim sorularimdan illallah deyip bana da en azindan 4 gün boyunca invisible olabilir, belli olmaz :)
Kitap Tanitimi
Kariyer Yaptik, Evde Kaldik!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Haftasonu birkac roportaj okudum, sizlerle de paylasmak isteidm.
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Sunday, June 13, 2004
Farkettim de son 3-4 gündür ne dogru dürüst internete girebiliyorum ne de gazete okuyabiliyorum. Sanirim bu böyle en az Temmuz ortasina kadar devam edecek ama etmek de zorunda yani sikayet etmenin pek bir anlami yok ;) Temmuzda tezimin presentasyonunu yaptiktan sonra biraz rahatlayacagimi umuyorum.
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Friday, June 11, 2004
Sonunda tekrar odamdaki bilgisayardan girebiliyorum internete, iste saadet budur :P Su anda Engin odama dün benden gizli cikip aldigi ikinci sineksavar teli takmakla mesgul. Ama ben bu sefer tedbirliyim, hiiiccc karismiyorum, dersimi aldim dün :)Süper oldu, ellerine sagliikk...
En son entrymde söyledigim gibi bizim yurdun internet baglantisi hala yok, umarim bugün 18:00 itibariyle gelecek. Ben de o yüzde hazir maillerimi kontrol etmeye kütüphaneye gelmisken birkac birsey yazayim dedim bugün...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Wednesday, June 09, 2004
Yarindan baslayarak iki gün boyunca bizim yurttaki internet baglantisi kesik olacakmis. Bu da demek oluyor ki iki gün siteme yazamayacagim. Bakalim gerci, belli olmaz, belki üsenmeyip kütüphaneye gider orda yazarim.
Bu sabah gmail'imdeki mesajlari kontrol ediyordum da tekrar davetiye gönderme hakki vermisler bize :) 3 arkadasim daha yasadi demektir bu. Zaten simdiden Metin (eniste hazretleri) ve Alper'e gönderdim bile davetiyeleri...
Demin buraya börtü böcekle ilgili seyler yazarken sonuna kadar acik olan penceremden iceriye inanilmaz bir soguk girdi. Su an burda firtina kopuyor! Zaten her yer kapkaranlik oldu ve odamda isigi yakarak oturmak zorundayim. Saganak yagis da baslamak üzeredir simdi; o yüzden zaten pencereden baktim da herkes kosturuyor ordan oraya islanmamak icin... Neyse ki disarida degilim :) Evet, bencilim. Bu arada iyi ki sabahleyin hava güzelken yuruyusumu yapmisim yoksa yine kalacakti.
Buraya geldim geleli "Aman ne güzel, her yerde park, yesillik, cimen vs." diyorum ama ilkbahar geldi mi basliyorum sikayet etmeye. Ama sikayet edilmeyecek gibi degil ki! Etrafta bu kadar cok agac olunca börtü böcek de cok oluyor tabii. Her sabah penceremin önünden sari miniminnacik sinegimsi böcekleri toplamaktan illallah dedim. Acilen su pencereye gerilen sineksavar tellerden (ismini bilmeyip kafadan atinca böyle oluyor) satin almam lazim ama bakalim onlar da ise yarar mi, bu böcekler cok minik, o telin deliklerinden gecer gibi gözüküyor. Ögghh simdi o sinekleri ordan kim temizleyecek ya :(
Tuesday, June 08, 2004
Bugün bütün gün Engin'in hapsiriklariyla gecti. Önceleri bana karsi alerjisi var diyordum ama anlasilan polenlerdenmis :P Alerjik bünyesi olan insanlara yazik gercekten, cok cekiyorlar. Ablam da sanirim bu siralarda artik baslamistir hapsirip sinirlenmeye :) Onun da polenlere karsi alerjisi var ve her ilkbahar dur durak bilmeden hapsirip burun siler zavallim. Hem hapsirigi da öyle böyle degildir; yeri gögü inletir. Bir de ögleden sonra artik yavas yavas sinirleri gerilmeye baslar ve her hapsiriktan sonra bagirinip cagirinmaya baslar; akli olan ona yaklasmaz zaten o günlerde :)Ama sanirim Istanbul'da havalar kötü henüz, degil mi? O zaman daha baslamamistir ama eli kulaginda. Ilgililere duyurulur, hande'den korunma yöntemleri icin bana basvurabilirsiniz :P (kesecek beni)
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
6 aralık 1882 yılından bu yana Venüs ilk kez bugün güneşin önünden geçecek ve bir daha 2012 yılına kadar böyle birşey olmayacak. Avrupa, Afrika ve Asya'dan görülebilecek. Japonya, Avusturalya ve Yeni Zelanda'dan geçişin başlangıcı izlenirken bu bölgelerde güneş batacağından olayın devamı izlenemeyecek. Benzer biçimde Batı Afrika, Kuzey ve Güney Amerika'nın doğusundaki gözlemciler güneş doğarken son anlarına gelen venüs geçişinin sadece sonunu görecekler.
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Simdi havadurumuna baktim da internetten, bu güzel havalar pek uzun sürmeyecekmis :( Yarin ve Cuma günü yagmur var, ühü ühüüüü
Birkac gündür burda hava süper sansimiza :) Hatta artik t-shirtler cikti dolaplardan. Ben de bu firsati degerlendireyim dedim ve Engin'le okulun arkasindaki Nordpark'a gidip cimenlerin üzerinde tezim icin aldigim makaleleri okudum biraz, biraz da dalga gectim :)
Bu sabah Köln gezisine gitmek icin okuldaki yabanci ögrenci klubüne gidip kayit olduk ama cogu arkadas bizi ekti. Ekmekten kastim, herkes önce gelicez demisti ama simdi karar degistirdi. Neyse, ben gidiyorum ya! 25inde Cuma günü sabahin kör vakti yola cikip otobüsle 7 saat yol gidicez (bana o kadar sürmezmis gibi geliyor gerci. aa aslinda molalari da hesaba katarsak...), pazar aksami da evde olucaz. 50 kisilik kontenjan oldugu icin sabah hemen acilir acilmaz orda olalim dedik ama biz gittigimizde bir de baktik ki kimsecikler yok, hatta Engin basimin etini yedi "Beni niye bu kadar erken kaldirdin diye", uykucu! Ama sonra farkedildi ki biz yanlis yerde bekliyormusuz :) Neyse ki Alper geldi de uyandik beraberce, hemen gittik ofisin tasindigi yere. Zaten biz yeni yere vardigimizda da kapida bizimle beraber 20'nin üstünde kisi vardi... Kisacasi, iyi yapmisim da erkenden kalkip gitmisiz :)
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Haftasonu, Sabah gazetesinde bir Filiz Akin röportaji okuyup inanilmaz üzülmüstüm cünkü Houstan'da kanser tedavisi görüyormus :( Bugün de roportajin ikinci kismini vermisler, burdan ulasabilirsiniz...
Monday, June 07, 2004
Cumartesi aksami televizyonda güzel bir film yoktu, biz de Engin'le Kill Bill 2'yi izleyebildik sonunda. Aslinda Istanbul'da oldugum siralar sinemalarda oynuyordu ama ben bir türlü firsat bulup da gidememistim. Sonunda bilgisayardan izledim iste. Inanilmaz derecede hosuma gitti, yalniz o gözü ayak altinda ezme sahnesi, ögghhh, icim kötü oldu yine :( Hatta ben bu ikinci kismini ilkinden daha bile cok begendim ama Engin tam tersi... Gerci bunda birazcik türk filmi havasi da yok degildi; yakin hissettim herhalde, o yüzden bu daha cok hosuma gitti, ne dersiniz ;)
Sinemadan geldim biraz önce... "The Day After Tomorrow" geldi bizim buraya (orjinali), hatta gecen hafta yazmistim buraya, gidip gitmemekte kararsizim diye. Ama bugün dayanamadim ve gittim sonunda. Bizim buraya orjinal film cok nadir geldigi icin her geldiginde iyi film kötü film ayirdetmeden gitmeye calisiyorum yoksa sinemaya hasret kalicam :(
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Crimson Room ve Viridian Room tadinda baska bir oyun daha; adi Motas ya da "The Mystery of Time and Space". Motas'in farki ise sadece bir odadan degil, bircok leveldan ve farkli odalardan olusmasi ve simdilik bana Viridian Room kadar zor görünmedi ;) Üstelik bu oyunun güzelligi ya da kolayligi demeliyim sanirim, oyun sirasinda bir yandan da chat odasina girip takildiginiz yerde diger online oyunculardan yardim istiyor olabilmeniz :)Iyi eglenceler...
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Sunday, June 06, 2004
Saturday, June 05, 2004
Off daraldim yine! Hem hava cok kötü 2 gündür hem de yine sevgili (!) komsum canli bangir bangir müzik yayinina basladi, aglicam simdi sinirden yaaa :( Tezim icin tonla okumam gereken sey var ama ben bu gürültüde hicbir sey yapamiyorum ki.
Siteye hangi kelimeler arastirilarak ulasilmis, bir baktim da... Son günlerde sürekli Teoman ve yeni cikardigi albüm olan "En Güzel Hikayem" aranmis. Eh ben de bos durmayip bugün internet üzerinden okudugum Teoman röportajini sizlerle paylasayim dedim ;) Hürriyet'teki röportaja buradan ulasabilirsiniz...
Friday, June 04, 2004
Erkeklerin cogu (%98'i) neden sevgililerini sadece özel günlerde hatirlayip ona cicek, kart vs. vermeyi akil ederler?! Sanirim ben genetik üzerinde calisan bir bilim adami olsaydim, kadinlarin düsünceli ve nazik yanindan erkeklere, erkeklerin de yön bulma duygusundan kadinlara asilardim bir sekilde :) Ya da tabii beyindeki bölgelerle oynayarak bunu yapardim! Sanirim kadinlarin sag beyni daha gelismis olmali yani görsel-uzaysal yeti, duygular, soyutlama, biçimler. Bir yerde okumustum beynin sag ve sol yarim kürelerini baglayan parça kadinda daha agirdir ve baglanti sayisi daha fazladir diye. Kadinda sag ve sol beyin arasindaki islevsel ayrimlar daha azmis. Bu yüzden her iki beyin de ise karisiyor. Erkek beyninde ise islevsel bölgeler yaygin degildir, daha uzmanlasmistir. Mesela, duygular sag yarim küreden, ifade sol yarim küreden yönetildigi için erkekler ara baglantilarin az olmasi nedeniyle duygularini ifade etmekte; kadinlar baglantilar çok ve yaygin oldugu için duygularini mantiklarindan ayirdetmekte zorlaniyorlar. Yok yok bu böyle olmaz, arada bir denge kurmak lazim :)
Bugün Elbe kiyisinda yürüyüs+kosumu yapmaya basladim. Umarim her gün üsenmeden devam ederim de bir ise yarar... Bu arada komik bir olaya da sahit oldum. Gerci basina gelen kisi ne kadar komik buldu o süpheli tabii :) Sabah erken saatlerde ciktigim icin, cimlerin üzerinde fiskiyeler sulama amacli calistirilmisti. Tabii bir kismi da epey genis acili oldugu icin benim yürüdügüm yere kadar ulasiyordu zaman zaman. Kisacasi, dikkat etmezsen bastan asagi kolaylikla yikanabilirsin. Iste benim önümde giden cocuk da herhalde sabah mahmurluguyla yürürken bu suyun altina girinceeee olan oldu :) Önce algilayamadi da zaten ne oldugunu, bir islaklik hissetti, söyle bir sagina soluna gökyüzüne bakindi, neden sonra durumu anladi da cekildi altindan fiskiyenin, ben de sabah sabah eglendim iste kendi kendime :)
Thursday, June 03, 2004
Hani erkekler sürekli sevgililerinin ya da eslerinin dirdirindan sikayet eder ya, iste ona katiliyorum! Evet evet kesinlikle katiliyorum ama ancak asagidaki sekilde olanina ;)
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Wednesday, June 02, 2004
Simdi düsündüm de yazik o kadar arayip gelmisler benim siteme bari bir yardimim olsun degil mi?
Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
Bir search kelimeleri seansina daha hosgeldiniz, bakalim siteme gelenler hangi kelimeleri aratarak ulasmislar buraya. Tabii burada oturup hepsini yazacak degilim yalniz sunu soylemeliyim ki bizim milletimiz S-A-P-I-K!!! Neler neler aratilmis... Ama tabii onlari da buraya yazacak halim yok, neyse bakalim neler varmis baska:
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
Biraz önce Alper bir link yolladi, hosuma gitti, size de oradaki yaziyi asagiya copy paste ediyorum. Bakalim sizin de hosunuza gidecek mi...
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
Biraz sinemafanatik'ten baktim da izleyenler filmin cok fos oldugunu yazmislar hep... Gitmeyecegim herhalde. Sizin aranizdan izleyenler var mi bu filmi?
Sabah, Cinemaxx'dan mail geldi. "The Day After Tomorrow" filminin orjinal versiyonu gelmis buraya. Tam da dünkü mailinde Asli mutlaka bu filme gitmemi soylemisken... Ben biraz netten arastirma yapayim, bakalim nasil bir filmmis.
Tuesday, June 01, 2004
Cuma gününden beri gözlügüm bir hurda yigini durumundaydi, daha önce bahsetmistim. Neyse ki bugün su tatil sona erdi de Engin de sabahtan benim gözlügü alip optige götürdü veeee Almanlardan beklenmeyen bir cabuklukla benim gözlügü 1 saat icerisinde eskisinden de güzel duruma getirmisler :)) Ohhh dünya varmis, evde gözlük takmayi özleyecegim hic aklima gelmezdi! Kac gündür araliksiz olarak lens taktigim icin gözlerimin kuruma ve batma derdinden kurtuldum,süper!
Kendini doğru erkeği bulmaya adarken yanlış erkeklere çatan, fazla kilolarıyla sürekli mücadele eden 30’unu aşmış sevimli roman kahramanı Bridget Jones’un Türk benzerleri kitap oldu.
33 yaşındaki yazar Banu Özdemir’inkaleme aldığı ‘30 Mumlu Pasta’, kentli, kariyer sahibi ve bekar kadınların ‘otuzlu yaş hallerini’ esprili bir dille masaya yatırıyor. Yazar, kitabının kahramanlarını ‘Türkiye’nin Bridget Jones’ları, Ally McBeal’leri’ diye nitelendiriyor. Ayrintili bilgi icin...
Ilki: Number One TV'de Mayday adinda bir program hazirlayan Alp Kirsan ve Caglar Pekbey'le yapilan bir roportaj. Bu Mayday programi, MTV'de yayinlanan Jackass'in yerli versiyonuymus. Belki aranizda izlemis olanlar vardir Mayday'i. Ben henüz izlemedim ama Türkiye'ye döndügümde de izlemeyecegime eminim cünkü Jackass yeteri kadar rahatsiz verici bir program benim icin.
Ikincisi: Mehmet Aslantug'la yapilan bir roportaj.
Sonuncusu da Ugur Dündar'la erken bir babalar günü söylesisi. Bu roportaji okuduktan sonra anladim ki adamin sürekli birilerinden alinti yapma hastaligi var :)
Bu arada henüz tam bilemiyorum ama cok kisa bir süre sonra güzel bir sürpriz yapabilirim :) Bakalim hersey bu hafta belli olacak...
Dün Engin'le Florapark'a gidip sineklik satin aldik, hani daha önce de söylemistim ya burda acayip acayip minicik sari böcükler var diye, iste onlara karsi savas vermek adina sineklik satin aldim sonunda :) Neyse eve geldik, Engin daha önceden kendininkini taktigi icin deneyimli, "ben yaparim" dedi, ben de "aman allah razi olsun" dedim tabii. Ölcüp bicme isi bittikten sonra sira geldi sinekligi benim cama göre kesmeye.
Engin:- Sen kes ben karismam, snein camin.
Gamze:- Ben kesemem ki düzgün.
E:- ...
G:- Hatta ben cizgisiz dosya kagidina da yazamam düzgün.
E:- ...
Baktim Engin Bey bulasmiyor ben de kestim tabii mecburen, hem de büyük bir dikkat ve de titizlikle. Tam bir oh cekecektim ki Engin sinekligi cama dayadi ve bir de baktik acayip derecede yamuk!!! Kisacasi yapacagimi yapmis ve felaket bir sekilde kesmeyi becermisim, bir de o kadar dikkat etmistim güya, kimbilir dikkat etmeyip bastansavma yapsam ne olacakti. Bundan kötü olacagini sanmam. Neyse, ben sinir oldum tabii.
E:- Yenisini alirdim ben olsam.
G:- Hirrrr, bir 7 euro daha veremem ona!
E:- ...
G: - Ona o kadar para verene kadar kendime baska sey alirim. Yok yok olur bu, yani olmak zorunda.
Sonucta biz iki dahi (!) kalan sineklik parcalarindan yama yaparak taktik benim cama ama tabii igrenc oldu. Yamayi da mecburen seloteyple yaptik ama tutmuyor tabii bant sinekligi, yapismiyor, cami acip kapadikca seloteypler de sökülüyor. Ben sinir oldum tabii ve de hevesim kursagim da kaldi :(
Meger Engin Bey düz kesermis de benim seyim (!) diye dokunmamis, yani eger o yamuk yapsaymis ona cok kizarmisim da bir sürü laf edermisim de vs... Sanki gözlügüme basip hurdaya cevirdiginde agzimi acip en ufak bir laf ettim de!!!
Neyse herkes evine gitti sonunda ve benim Engin'i arayagim tuttu. Telefonu acinca bir de baktim eve gidicem diyen Engin Bey, disarda, deli gibi ses geliyor etrafindan.
G: - Nerdesin?
E:- Tram'de.
G:- Niye? Napiyorsun? Hani eve gidecektin?
E:- Gittim. Sonra konusuruz dönünce.
G:- Niye? Napiyorsun disarida?
E:- Sonra konusuruz.
G:- Yaninda biri mi var?!
Seklinde bir kisir döngü gecti aramizda :) Sonra döndügünde gördüm kü bana gidip yeni bir sineklik almis :))
Bugün takacak tekrar umarim ve bu sefer kesinlikle karismiyorum :))
Engin ki sakin bir insandir o bile bugün delirdi sonunda. Artik gün sonuna dogru o kadar fenalik geldi ki hapsirip tiksirmaktan mendil kutusunu firlatti, asabi asabi hareketler sergilemeye basladi, ben de tabii hemen kactim yanindan :)
Venüs geçişinin canlı izlenebileceği adresler:
http://80.251.36.198/~venus/
http://www.tug.tubitak.gov.tr/venus_transit/anasayfa/anasayfa.html
Ama biraz önce izlenemiyordu cunku siteyi acinca "bulut nedeniyle ara verilmistir" yazisiyla karsilasiyorsunuz.
Sabah burs uzatma belgelerinden sonuncusunu da yolladim, bakalim umarim uzatirlar da 2 ay, ben de bosu bosuna cebimden ödemek zorunda kalmam.
Asli'nin da bana daha önce dedigi gibi senaryo falan aramayacaksin filmde. Görsel efektler icin gidip izlersen güzel, nitekim ben de hazirlikli gittigim icin begendim, hatta beklentilerimin cok üstünde ciktigi icin memnun da kaldim :) Iyi ki gitmisim, aferin bana! (Kendi kendimi simartma politikasi)
Biz en önde (4. sirada) oturdugumuz ve filmi izleyen cok az kisi oldugu icin sanirim kendimi ev ortaminda hissettim ve bir ara gayet bagira bagira yorumlar bile yapiyordum :) Sonra kendime gelip toparlandim tabii eheh :)
Filmin son sahnesine bayildim asil :P Hani Amerika baskaninin aciklamasi var ya... Biz onlara ücüncü dünya ülkeleri diyorduk ama onlar bize kucak actilar vs. diye iste orda koptum, yani illa filmin sonunda bir ders cikarticaz, cocuguz ya biz, böyle gözümüze soka soka söyleyin. Bir de neymiiissss, insan hatalarindan birseyler ögrenmeliymisss.
Simdiye kadar sizlere bahsettigim tüm oyunlari en alt solda bir oyunlar linki olusturarak dizdim, aklinizda olsun.
Kiz milleti adamin basinin etini yer...

Click me temizlemeyle ilgili olarak; spyware programlari var, onlardan birini yüklerseniz bilgisayari bu dialer'dan temizleyebilirsiniz sanirim. En azindan benim bilgisayara öyle yapilmisti.
Göz kuruluguyla ilgili olarak; bausch and lomb'un göz damlalari var, lensten kaynaklanan göz kuruluguna birebir. Ve de benim gibi biraz pimpirikliyseniz damlatirkende etrafinizdakilere epey eglendirebilirsiniz, bir tasla iki kus ;)
Sitem icin tavlaya gelince; gecen gün Zikzak'in sitesinde bir link görmüstüm, onu vereyim en iyisi. Buyrun efendim, tavlayi buradan bilgisayariniza yükleyip agiz tadiyla zarlarinizi atmaya baslayabilirsiniz. Ama dikkat! Bilgisayar zar konusunda arasira hile yapiyormus ;) Kendi lehine atiyormus, ona göre. (ben henüz denemedim)
- badmington (ustasina sorucan tabii heh heh)
- agza alamadigim sapikca seyler (e, alma o zaman)
- ilginc müzikler (su an icin oyle bir hizmet vermiyorum ama cok israr ederseniz birkac sarkiya link verebilirim, bakalim ileriki gunlerde hangi sarkilar cogunlukla aratilacak...)
- citir kiz
- yasli erkek ve kadin sendromu
- rejim yapamiyorum (ne tesaduf ben de!!!!)
- ayip sakalar (hic bilmem)
- ibrahim tatlises tek tek words (bu arkadasa biri nasil arama yapilacagini ogretmeli)
- server yapmak istiyorummm (sen boyle 3 tane m harfiyle yazarsan daha coookkk ararsin)
- bayilmam lazim (eh ben seni tutmiyim)
- neslihan gider (peki onu da tutmiyim)
- pembe saclar (eminim cok sik durur)
- canim sikiliyor (benimsitem lunapark mi alla alla, isim gucum yok seni mi eglendiricem burda, biraz ciddiyet lutfen)
- cinayet fotograflari (kanim dondu)
- telefonun icadi
- arkadasa esprili MSN
- click me temizleme
- göz kurulugu
- sitem icin tavla
TWO TOUGH QUESTIONS
Question 1: If you knew a woman who was pregnant, who had 8 kids
already, three who were deaf, two who were blind, one mentally
retarded, and she had syphilis, would you recommend that she have an abortion?
Read the next question before looking at the answer for this one.
Question 2: It is time to elect a new world leader, and only your vote
counts. Here are the facts about the three leading candidates.
Candidate A: Associates with crooked politicians, and consults with astrologists.
He's had two Mistresses. He also chain smokes and drinks 8 to 10
martinis a day.
Candidate B He was kicked out of office twice, sleeps until noon, used
opium in college and drinks a quart of whiskey every evening.
Candidate C He is a decorated war hero. He's a vegetarian, doesn't smoke, drinks an
occasional beer and never cheated on his wife.
Which of these candidates would be your choice? Decide first, no peeking,
then scroll down for the answer.
-------------------------------------------------------------------------
Candidate A is Franklin D. Roosevelt.
Candidate B is Winston Churchill.
Candidate C is Adolph Hitler.
And, by the way, the answer to the abortion question: If you said yes,
you just killed Beethoven.
Pretty interesting isn't it? Makes a person think before judging
someone.
